Geçmişten geleceğe....
2 Ocak 2017 Pazartesi
ASİMİLASYON VE ÖZCÜLÜK KISKACINDA HEMŞİN KİMLİĞİ
"Müslüman’ız" Diye Diye Türk Olmak!
100 Yıl Önce 100 Yıl Sonra: Değişenler, Değişmeyenler
29 Kasım 2014 Cumartesi
Saklı Kelimeler-2: Ailemiz
11 Mayıs 2013 Cumartesi
İstanbul Ergu Yaka
istanbul ergu yaka
ergu garmucov gabvadz
yes u tun ergu aşiğ
serdin meçnan pattevadz
ergu yaka gabvadza
anune istanbula
mart u genig gabvadza
anune aşikluğa
istanbule şad heru
desnul çim kezi kalu
inçbes enim u danim
ku dade izin dalu
istanbule medz kağ a
merte martu şad bağ a
hayde ertak lerniver
erand abruşi dağ a
inç pan unis istanbul
isu inu ağar kul
hayde gasim kağniver
imana çes ağar xul
istanbule hazgenes
kağniver campa çunes
hauri hed xosis gu
dzotsid memen al çunes
istanbulin campanin
arabatsov liktsadza
maxkes arer sud dağe
ku ikbaled xepvadza
kiroğ: mahir özkan
Ander Medoğum Kede
anu desa meg şapat
im yaris kağe papat
campa ela bedgenim
ana egoğa habat
kaun eyev vel hala
ardniver taduş kala
danan kağduts kednivar
indzi hed xabruş kala
viyelav cermag tsune
dzarerun dzağik ağav
ander kukkuyin tsene
im serdis xoçik ağav
barze engav as kişer
çax kuka hedetiyan
eyev oç an das kişer
vov kula hedetiyan
ander medoğum kede
kala gu campun hede
tsendevi imatser oç
ertoğum xaki hede
kiroğ: mahir özkan
Çaxal Açvi
yes meçe gorsevetsa
teves tibav ku tevid
aşxares moliyetsa
ergenam yes ku moded
açvenoud putenim
mege dzov mege ergink
kezi inçbes vartenim
sarin tsune haletsav
kede kutuk giya gu
babe mezi varetsav
çaxal açvis piya gu
kiroğ: mahir özkan
29 Kasım 2010 Pazartesi
Nereye Gömelim?
Evet, gözümüz var toprağında bu vatanın, ama koparıp götürmek için değil, ta dibine gömülmek için.
Resmi isim olarak yazdırılamamış olsa da herkes sokağımıza “Hopalıların sokağı” diyordu. Sokak boyunca yan yana sıralanmış iki-üç katlı evlerimiz vardı. Sokağımız, evleri birbirinden ayıran derme çatma çitleri ve nizamiyeleriyle bana sevimli bir siteyi anımsatıyordu. Nerdeyse herkes evlerinin arkasındaki parseli de almıştı. Evlerin arkasındaki bu küçük bahçeyi köyden kalma alışkanlıklarını devam ettirerek, çepeçevre meyve ağaçlarıyla doldurmuş, ortasını da lobiya, lazut, lilig, tentum, xiyar gibi sebzelere ayırmışlardı. Evlerin çatıları yoktu. Fırsatını bulduğunda veya ihtiyaç olduğunda bir kat daha çıkmak üzere kolon demirleri hazır bekliyordu.
Bir yıldan uzun süredir ilk defa geldiğim sokağın başında durmuş kendimi taziyeye hazırlarken, içimden, “bu sevimli site yok olup gidecek, ‘kardeşler apartmanı’ olacak o güzelim evler” diyordum. İçimdeki bu düşünceye, taziye evine giderken bunları düşünüyor olmanın rahatsızlığı eşlik ediyordu. Sonra “böyle durumlara dayanabilmenin yollarından biri bu belki” diye düşünerek rahatlattım kendimi. -İnsan ne kadar da anlayışlı kendine karşı.- Sokak kalabalıktı. Kalabalığa dikkat edince yeniden ölüm düşüncesiyle doldum. Çocuklar sokak boyunca koşturup duruyorlardı. Evlerin önlerinde üçer beşer kişilik insan kümeleri vardı. Hayatın hayhuyuyla uzunca zamandır görüşemeyenler, birbirine hal hatır soruyor, ölüm ve yaşamın anlamına ilişkin sözlerle süslenmiş iş güç sohbetleri ediyorlardı. Kafa kafaya vermiş çok önemli konulardan konuşuyormuş havasındaydılar. Neredeyse herkes sigara içiyordu.
Cenaze evi tıklım tıklımdı. Salonda oturanların çoğu yaşlılardı. İçeride ki odalardan kadınların ağıtları yükseliyordu. “orti im dağa orti, ergen kentid madağ ellim orti. Ter garkoğe orti. Dun enoğe orti. Serdid ağun kalets ta orti. Ye vuuuuu yes nor ertam oooortiii.- yavrum benim yavrum, uzun burnuna kurban olayım yavrum. Daha evlendirecektim yavrum. Ev yapacaktım yavrum. Yüreğine kan mı yürüdü yavrum. Ye vuuuu ben nereye gideyim yavrum” Taziye dileklerimi sunduktan sonra cenazenin evde olmadığını fark ettim. Cenaze çoktan hastaneye kaldırılmıştı. Normalde ölü evde tutulur. Evde bir gece geçirir. Cenazenin başında nöbet tutulur. Görmek isteyenler yüzünü son bir kez görürler. Sonra toprağa verilir. Usulca yanına iliştiğim gençten bir akrabamıza sordum. Cenazenin durumunun evde kalmaya uygun olmadığını, çok fazla kanadığını, bir türlü kanın durdurulamadığını anlattı.
Bu sırada içerde ölünün nereye gömüleceğine dair bir tartışma koptu. Merhumun genç bir akrabası ölüyü İstanbul’ da toprağa vermek için amcasını ikna etmeye çalışıyordu.
-Amca çocuğun durumunu gördün. Bu şekilde onu götürmek, cenazeye eziyet etmek değil mi?
-Oğlum, geleneğimiz, göreneğimiz var. Bugüne kadar hiçbir ölümüzü burada bırakmadık. Yine de bırakamayız.
-İyi söylüyorsun da bu adamın kardeşleri hep burada.
-Bugün buradalar yarın ne olacağı belli olmaz. Hem herkesin orada çayı var tarlası var. Orası bizim toprağımız oğlum. O çocuk orada yatmak ister.
-Amca şimdi ona sorabilecek durumda değiliz. Kardeşleri, “bizim gücümüz yoktur köye götürecek. Amcalarım nasıl isterlerse öyle yapalım” dediler. Çocukların durumunu biliyorsunuz. En az iki otobüs tutulacak. Onca yol.
Salonda önce bir sessizlik oldu. İhtiyar başını öne eğdi. Tespihini ağır ağır çekiyordu. Birbirine yakın olanlar kendi aralarında tartışmaya başladılar. Kimi “ben köye gömülmek isterim. Vallahi hakkımı helal etmem götürmezlerse” diyordu. Kimisi, “yahu ben öldükten sonra nereye gömülmüşüm ne önemi var. Boş versene” diyordu. “Ama tabi imkanın varsa köye gitmek yine de iyidir” demeyi de ihmal etmiyordu. Bazısı “ben babamın yanına gömüleceğim onu bunu bilmem” diyordu. Bazısı, “tarlasının manzarasından söz ediyordu.” Yarı şaka yarı ciddi konuşmalar sürerken ihtiyar kaldırdı başını.
-Tamam. Ne yapalım. Burada toprağa vereceğiz artık. Kaç senedir buradayız. Daha bundan sonra gidip köye yerleşeceğimiz de yok. Madem kardeşleri de öyle istiyor, öyle olsun bakalım.
Salondaki ihtiyarların yüzünde zaman donup kalmıştı. Mutlak bir sessizlik gelip oturdu aramıza. Bir zaman sonra babam yerinden kalktı ve dışarıya yürüdü. Evin içindeki ağır havadan bunaldığım için babamın kalkmasını fırsat bilerek bende çıktım peşinden. Babam dışarı çıkarken bir yandan sigarasını hazırlıyor, bir yandan başını iki yana sallayarak söylenip duruyordu. Yanına geldiğimde fısıltıyla “para için yapıyor namussuz” dedi. “Ama baksana kardeşleri de öyle istiyormuş, ne olacak ki?” dedim. Durdu. Bana derin baktı. Yüzünü çevirdi ve yürüdü.
Olayın üzerinden aylar geçti. Her yıl olduğu gibi bahar gelince bizimkiler köye gitti. Annem ve babam mart ayı gelince köye gider, Haziran ortalarına kadar köyde kalırlar. Haziran ortalarında yaylaya çıkar, Eylül başına kadar da orada kalırlar. Ekim sonunda ise İstanbul’ a geri dönerler. Yazın ben de köye gider hem tatil yaparım hem de yaylaya çıkar bizimkileri ziyaret ederim. O yıl köye gittiğimde her zaman ki gibi çay alım yerinde köyün tek minibüsünden indim. Köyü ikiye bölen derenin üzerindeki tahta köprüden geçerek çay bahçesinin içinden kıvrılan patikadan yukarı eve doğru yollandım. Yolu yarılayıp mezarlıkların yanına geldiğimde donakaldım. Amcamın mezarının yanında bir çukur vardı. Yeni kazılmış bir çukur. Çukurun başında ise üzerinde babamın adının yazılı olduğu mermer bir mezar taşı. Babam “nereye gömelim” tartışmasını ölümünden sonraya bırakmamıştı.
Mahir Özkan
7 Kasım 2010 Pazar
AKA-DER DE HEMŞİN ETKİNLİĞİ
Anadolu Kültür Araştırma Derneği Kızılay Şube Kültür ve Tarih Komisyonu 30 Ekim Cumartesi günü dernek binasında bir Hemşin etkinliği gerçekleştirdi. Komisyonun deyişiyle: “Etkinlik hem Hemşin halkını daha yakından tanımak hem de halkların kendi kültürlerine sahip çıkma çabalarına destek olma sorumluluğuyla gerçekleştirildi.” Etkinliğin her yönüyle Hemşin kültürünü bir parça tanıtması hedeflenmişti. Etkinlik halkın giydiği kıyafetler, kullandıkları kap kacaklar, yemekleri ve fotoğrafların gösterildiği serginin gezilmesiyle başladı.

Daha sonra saat 18 de panele geçildi.
Panelde ilk olarak dernek yetkilisi ve panel moderatörü Nursel Güvendir böyle bir etkinliğe neden ihtiyaç duyduklarını şu sözlerle açıkladı: “Yüzyıllardır bir çok farklı kültüre ev sahipliği yapan Anadolu da , yok sayılan , inkar edilen, birbirine düşürülen, gerektiğinde ise katledilen halkların, en birincil hakları olan inkara karşı gelme haklarına destek olmak, kültürlerini yaşatabilmelerine katkıda bulunmak gerektiğine inanıyor ve her türlü asimilasyon ve tek tipleştirilmeye karşı birlik ve beraberlik duygularının geliştirilebilmesi için, halkların tarihlerinin ve kültürlerinin araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamıyla Karadeniz ‘deki kültürel zenginlik birçok açıdan önemli ve dikkat çekicidir.” Panel moderatörü Nursel Güvendir daha sonra: “Karadeniz denilince akla ilk gelen halk genelde Lazlardır. Fakat Lazlarda, sadece farklı bir şiveyle konuşan, esprili neşeli insanlar olarak tanınırlar. Farklı bir dilleri farklı kültürel değerleri olduğu pek bilinmez. Oysaki Karadenizde çok iyi tanınmayan Lazlarla beraber Gürcüler, Rumlar, Pontuslar, Hemşinliler vb. bir arada yaşarlar. Bu halkların hepsinin de ayrı birer dilleri ve farklı kültürel yapıları vardır.”dedi.
Konuşmacılardan ilk söz alan Hopa’ da yayımlanan Biryaşam dergisinin genel yayın yönetmeni Cemil Aksu oldu. Cemil Aksu Hemşinlilerle ilgili yapılmış araştırmalar ve yazılı kaynakların neler olduğunu anlattı ve bu araştırmaların ve kaynakların oldukça sınırlı olduğuna vurgu yaptı. Kaynaklar içinde bazılarının resmi tarih tezini savunduğunu belirten Aksu, “güvenilir kaynak sıkıntısı” olduğunu belirtti. Hemşin tarihi ile ilgili araştırmalar içinde Levon Haçikyan’ ın yazdığı ‘Hemşin Gizemi’ adlı kitabın özel bir önemi olduğunu belirten Cemil Aksu, konuyla ilgili Hemşinlilerin kendilerinin araştırmalar yapması gerektiğini, özellikle sözlü tarih çalışmalarının çok önemli olduğunu vurguladı. Bu etkinliği Hemşinlilerin değil de sosyalist bir kuruluşun yapmış olmasının da çok önemli olduğunu vurgulayan Aksu: “Hemşinliler içinde kimliklerine sahip çıkma eğiliminin sosyalist kimlikli insanlarda daha güçlü” olduğunu belirtti. Çalışmalarının Halkların kardeşliği zemininde olması gerektiğini milliyetçiliğe asla prim vermemek gerektiğini belirten Aksu dan sonra Mahir Özkan söz aldı.
Mahir Özkan, Hemşin bölgesinin tarihsel olarak nereleri kapsadığını, Hemşin tarihinin resmi ve gayri resmi versiyonlarını anlatarak başladığı konuşmasında: “Fahrettin Kırzıoğlu’ nun önceden sonuçları belirlenmiş araştırmalarının bilimsel nitelikten yoksun olduklarını ve resmi tezi savunan herkesin ona sarıldığını” belirtti. K. Koch’ un seyahatnamesinin çevirisinden de söz eden Özkan, bu çeviri de bazı tahrifatların yapıldığını Rudiger Benighause’ un tespit ettiğini belirtti. Daha sonra Hemşinlilerin bugünkü durumu hakkında bilgiler veren Özkan: “Hemşinlilerin üç grupta toplandığını bu grupların, doğu Hemşinliler, batı Hemşinliler ve kuzey Hemşinliler olduğunu belirtti. Daha sonra bu grupların coğrafi dağılımlarından söz ederek, Doğu Hemşinlileri, hemşince konuşan Müslüman, batı Hemşinlileri Türkçe konuşan ancak dillerinin içinde beş yüz den fazla hemşince kelimeyi korumuş Müslüman, kuzey Hemşinlileri ise hemşince konuşan ve hristiyan topluluklar olarak tanımladı. Konuşmasının son bölümünde Hemşin dili hakkında bilgi veren Mahir Özkan: “Hemşin dili ile ilgili bugüne kadar yapılmış araştırmaların bu dilin açıkça Ermenicenin bir lehçesi olduğunu gösterdiğini” belirtti.
Mahir Özkan dan sonra söz alan Uğur Biryol, Hopa Hemşin ve Çamlıhemşin arasındaki farklardan Hemşinlilerin ekonomik yapılarından ve pastacılık geçmişlerinden söz ederek, dilin Çamlıhemşin’ de kaybedilmiş olmasına rağmen güçlü
bir kimlik bilincinin varlığını koruduğunu” belirtti. Hopa Hemşinlileriyle kopmuş olan bağların son zamanlarda tekrar kurulmasının sevindirici olduğunu belirten Biryol, kendisini dil haricinde, sevinçler, coşkular, halk oyunları, ezgiler vb. açısından baktığında Hopa Hemşinden farklı hissetmediğini belirtti.
Son olarak söz alan Harun Aksu ise kendi kültürüyle ilgili derlemeler yapmaya nasıl ve neden başladığını anlattı. İlkokula gidene kadar Türkçe bilmediğini belirten Aksu okulda Türkleştiğini, şimdi yaptığı çalışmaların sonucu olarak Hemşinlileştiğini belirtti. İlerde ne olacağımı da bilemem diyen Harun Aksu: “Ermeni olma ihtimalinin Hemşinlilerde yarattığı korku kültürünün sonucu olarak kimlik inkarının geliştiğini vurguladı. Konuşmasının kalan bölümünde Hemşin geleneklerine ve batıl inançlarına ait örnekler vererek bir çok kişinin daha önce beklide hiç duymadıkları bir kültürü tanımalarına yardımcı oldu.
Soru cevap bölümünde özellikle Pazar Hemşin’den olduğunu belirten bir dinleyicinin Ermeni olma ihtimali yüzünden artık korkmamak gerektiğini söylemesi ve kendi kimliğinin ne olduğunu hiçbir önyargıya sahip olmadan gerçekten merak ettiğini belirtmesi çok anlamlıydı.
Panel, Bekir Kilerci’nin Kimlik Kartı Şiirinin son kıtasının okunmasıyla son buldu. “ Ve karanlıklar senaryosunu parçaladığımızda / bütün şarkılarda/ kendi dilinde / şu nakarat dillenir/ BÜTÜN HALKLAR KARDEŞTİR”
Panelin ardından Harun Aksunun kavalla Hemşin ezgileri dinletisi ve Hemşinli olsun olmasın konukların tulum eşliğinde horon oynaması etkinliğe renk kattı.