Geçmişten geleceğe....

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Hemşin Yaylalarından Derlenmiş Maniler

hamşentsi lernoun joğvevats maniner

1

tun cigaa xemes gu
cebid kiprit unista
hayde gases intsigi

donan izin unista

2

aatz qeints unesta
mecit'in tergitsnesta
mecit'in çul vardiqe
ver kaşes u qertasta

3

im terane tsegvetsav
ergu yeek hadig fişağ
tun zat imatser oç ta
hay ardeletsi eşşağ

4

hayde ertag zermağa
ku gove tsenoğ ça ta
istar aye istar ça
soğe nezn egoğ çata

5

meg laustme peçgetsi
paçge uynman ergener
neşanluid conçetsi
kinte uynman ergener

6

çağatsniva kaletser
ku im lazut vaantsguş
ka qezi gesmat çata
cermag laçağ vaatsguş

7

çağes kukar qenatser
tsun eyev nor qenatser
ergu qök gağnets ama
tsiyapone menatser

8

siyoğn elav ergentsav
cermag arcets hednive
yes al aman ergenam
im sevdayin hednive

9

siyoğe gabun ayi
dzevağnitsan qağayi
im sevdan teve qedrets
nesta ax u vax ayi

10

dzove gazyaği tartsav
qezi fitil çvidi ta
im dadin u imoe
bidzi hars me çvidi ta

11

momi kapşin unesta
korqit ağçik unesta
ellim qezi enişta
gağin gagal unesta

12

da Mustafa qezigi
asa mome garkatoğ
garkatoğ u qezigi
compan intsigi katoğ

13

ergu gatsin percu me
xeçetsnoğum arci me
ays igun isa qağaz
pağtsenoğum ağçik me

14

mona madmaned mona
bitun ku more pone
qezi intsi devets (eyed) oç
aspats ku more qola

15

aakage maetsav
entu qağe aetsav
entu qağin ağçenin
dzidzie papeletsav

16

ka saated engoğ a
engoğ u hasviyoğ a
ida susli boydive
vor betemal gungoğ a

17

zurpicine qednive
tez qala gu merale
zurpicine ağçenun
tez perna gu vereme

18

ka aşune ka ana
dondzetsan xavağ qağa
intsi u desnus ana
cutma aveli qağa

19

hayde ertaq siyoğ a
xad gove tsenoğ ça ta
ye xala ku ağçige
zate garqevoğ ça ta

20

ka ku dadin erzevin
giremidin parçenin
merni an ku neşanlun
joğvim anu parçenin

21

ka ku dadin erzevin
şale moliyetsar ta
haba arnoğed intsi
vağe moliyetsar ta

22

ka tun mita xendas oç
arde giyan goviye
inçug yep bededoğez
makriyal id coriye

23

ka tun ture saletser
yes ture saloğ çunim
hakvan asker ertoğum
hedetiyaz loğ çunim

24

ka ku dade donigu
bitun xadulig havqit
ka ku mome haknigu
bitun gargedats vardiq

25

moni nive eloğlum
moni'n mole vatoğum
entiz gonçoğ ağçenun (monçernun)
govu bez tarmanoğum

26

şad qidim şad asoğum
serdis yangun honoğum
qağetses inadina yar
qezi hede pağçoğum (limane nen osnoğum)

27

aakagim tibatsim
ander çamin qednive
lusnika im çaatsim
çançağane qednive

28

otobose giya gu
bitun xadulig cincuğ
ays or im arde egin
bitun garmelig cincuğ

29

ye ma sirdes tsavi gu
alag şalge çi gayim
ye ma ku qerun dayin
obel ene çi gayim

30

ereg inçime desa
xaduliger xadulig
conçetsag neşanluid
bidziliger bidzilig

31

cefukin oğe elag
laşi deeb kaşetsag
conçetsag neşanluid
pada xoxol lemani

32

veyi sarpin oğnive
cincuğveni poin gu
veyi sarpin dağaqe
mezi ama kovin gu

33

as igun hars me peig
babnu mome balli ça
pelafin vaan yağe
soy alata balli ça

34

çax kuka u tatvis gu
havu tsag lemanis gu
da donan u kales na
muhendis lemanis gu

35

da erzevin tezenin
vayi a ta donu a
da yes meme qidana
kravated konu a

36

ağçig ağa manç ağa
medzentsa asker ağa
im dadts intsi tez garkets
ağçenun (mançoun) gaad ağa

37

ka inç ağav qezi gi
inşee kulas kulas
meg neşanlu me unes
memal inçi monkukas

38

erzevar e bayir a
don e dage çayir a
xarat aeg ağçener
garkevuşu dari a

39

ka ku kume ku kum e
cugal ar kala kum e
gove getim gu dei
boğçan ar aye dun e

40

irannive ertal e
çift dingile badats a
as hakvan a imatsi
im neşanlun merats a

41

ye ma tsağe kağetsi
gotecage vov joğva
ye ma intsi garkoğes
inçug aşun e vaa

42

kösteğin cermag yazman
inçag çağ e gabetser
suleymanin im deyi
haydarin a maşetser


Derleyen: Mahir Özkan

5 Ağustos 2007 Pazar

Bir Konuşma Bir Cenaze ve Görünür Olmak

Hrant Dink anısına

Hayat Rakel Dink’i yapmak zorunda kalmak istemeyeceği bir konuşma yapma sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktı. O konuşma bir çok insanın yüreğine işledi. Bir çok insanı değişik biçimlerde etkiledi. İçinde olmaktan onur duyduğum o görkemli kalabalıkla birlikte dinledim konuşmasını Rakel’in. Konuşma sonrasında bilincime kazınan ama yürüyüş boyunca acımın gölgesinde kalan düşünceler günler boyunca zihnimde dolaşıp durdu. Sevgili Rakel: “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiç bir şey yapılamaz” diyordu konuşmasının bir yerinde. Bu söz içinde büyüdüğüm karanlığı tekrar düşünmeme neden oldu. Sekiz kilometrelik yürüyüşün ardından ömrümle ölçülen bir yolda içsel bir yolculuktayım.

Benden ne yaratmak istemişti bu karanlık? Neler yaşatmıştı bana? Yaşadıklarına kendini bile tanık etmekten sakınan bu ürkeklikte neyin nesiydi? Bu ürkekliğin Hrant’ın güvercin ürkekliğiyle akrabalığı neydi? Peki içimi daraltan bu haykırma isteği….? Ya bu kabına sığmayacak denli sıkıştırılmış sesi ısrarla susturmak için kendime yaptığım eziyet….? Bütün bunların bir açıklaması olmalı elbet. İşte bu yüzden bu yolculuk. Bu konuşma isteği.

Ben Doğu Karadeniz’in küçük bir hemşin köyünde doğdum. İlkokulu bitirene kadar köyümden çıkmadım.( Komşu köyün –ki Laz köyüdür- bakkalına gitmelerim hariç). İlkokula gidene kadar iki dil öğrendim. Hemşince ve Türkçe. Okula gidene kadar Hemşince konuşmakta Türkçe konuşmakta olağandı. Ancak okula başlayınca her şey değişti. Ailem benimle sürekli Türkçe konuşmaya başladı. ( Tabi annem hariç. Çünkü o Hemşince bilmeyenlere Türkçe anlatmaya başladığı hikayeyi Hemşince sürdürünce kendisine şaşkın ve anlamaz bakan dinleyicilerine şunu söylerdi: “e ne yapayım yavrum kusura bakmayın Türkçe konuşunca yoruluyorum”). Ailem Hemşince konuşmamam konusunda beni sürekli uyarmaya başlamıştı. Çünkü Türkçe’min bozulmasından kaygı duyuyorlardı. Okulda Hemşince yasaktı. Sınıf başkanı teneffüslerde Hemşince konuşan çocukların isimlerini tahtaya yazıyordu yaramazlık yapan çocukların isimlerinin yanına. Öğretmen derse geldiğinde tahtada ismi yazılı olan ‘yaramaz çocukları’ cezalandırıyordu.
Bu dönemde ben Türk olduğum için mutluydum. Şanlı bir tarihe ve bizi yok etmek isteyen düşmanlardan kurtarmış ulu bir ataya sahiptim.

Ortaokula geldiğimde artık kasabaya gidiyordum okumak için. Kasabamızın nüfusunun yarısı Laz ( Con ), yarısı Hemşinlidir. Ortaokulda Lazlarla birbirimizden neden bu kadar uzak olduğumuzu sorup durdum kendi kendime. Aynı sınıfta olmamıza rağmen neden hiç Laz arkadaşım yoktu. Bunu babama sordum. Onlar neden farklı? Hepimiz Türk değilmiyiz. Babamın cevabı beni rahatlatmıştı. Çünkü onlar “Hıristiyan dönmesi Megrel’di”. Biz Türktük. ( Daha sonraları onların da bize kalın kaburgalı Ermeni dediklerini öğrenecektim.)

Liseye geldiğimde İstanbul’daydım. Türkiye’de yaşayan, Lazlarla Hemşinlilerin dışındaki kimliklerle de tanışmıştım. Ama bunların hepsi Türk soyundan geliyordu. Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar hariç. Okuduğum her yerde Hemşinlilerle ilgili yazılar, F. Kırzıoğlu’ndan alındığı söylenen aynı cümleyle başlıyordu: “Hemşinliler ulu ataları Oğuz Türklerinin …….” İstanbul’da kendilerinin Türk olmadığını söyleyen Kürt arkadaşlarım oldu. Arkadaş sohbetlerinde konuştuğum dilin hangi dil olduğuyla ilgili sorularla karşılaşır oldum. Dil bir Halkın en ayırt edici özelliklerinden biriydi ve benim konuştuğum Türkçe’den başka bir dildi. Yeni tanıştığım insanlarla yaptığımız nerelisin muhabbetlerinde Hopalı olduğumu söylediğimde hep aynı soruyla karşılaştım. Laz mısın? Hayır cevabına karşılık ikinci soru: Gürcü müsün?. Hayır Hemşinliyim cevabına gelen tepki ise: “o da ne ki, hiç duymadım.” Oluyordu. Evdeki durum daha komik bir hal almıştı. Komşu sohbetlerinde babam köydeyken Hıristiyan dönmesi Megrel dediği Lazlardan olduğumuzu söylemeye başlamıştı. Sonuçta Karadenizli dedin mi hepsi Lazdı!. Böylece ‘Moğti Laz’ deyimiyle tanıştım Lazca konuşan Laz anlamında. Her şey allak bullak olmuştu. Biz Hemşin Türk’ü isek neden Hemşince konuşmaktan çekiniyorduk. (Sonuçta bir Türk diliydi). Neden Lazız demeye başlamıştık? Okudukça Hemşinlilerin konuştukları dili ‘Ermenilerden almış olmalarını’ (bir dönem birlikte yaşamış oldukları için!) kullanarak ‘emperyalist dış mihrakların ülkemizi bölmek üzere azınlık! yaratma çabaları içinde olduklarını’ öğrendim. Böylece bütün o ürkekliğin nedeni anlaşılmış oluyordu. Çünkü Ermeni olmak ‘korkunç’ bir şeydi. Ermeniler ‘acımasız!’ insanlardı. Katliamcıydı!. Oysa biz Hemşinliler merhametli insanlardık.

Üniversite yıllarında bir öğrenci eyleminden dolayı kalabalık bir grupla birlikte gözaltında bulunduğum sırada kimlik kontrolü yapan bir polis memuru Hopalı olduğumu görünce sordu: “Laz mısın, Ermeni misin?” Bu soruya o koşullarda nasıl yanıt verilebilirdi.Kısa bir tereddütten sonra “Hemşinliyim” dedim. Yeni soru şuydu: “gidiyorum de bakalım Hemşince”. Cevap: “gertam”.
Ve tepki: “s….r l.n düpedüz Ermenisin işte”. Polis memuru arkadaşlarına dönüp: “arkadaşlar aramızda birde Ermeni varmış” dediğinde artık orda olmanın ruh hali başka bir biçime bürünmüştü. Çünkü artık gözaltındaki 270 kişiden biri değildim yalnızca.

Evde Ermeni olduğumuzu iddia etmeye başladım. Devlet bizim gizlemeye çalıştığımızı zaten biliyordu. Büyüklerimize kökenimizle ilgili sorduğum sorulara yanıt alamıyordum. Kimse 3-4 kuşaktan öteye atalarının isimlerini bile söyleyemiyordu. Büyüklerimin anlattıklarıma ciddi itirazlar geliştiremediklerini fark ettim. Onların itirazı Ermeni olmamıza değildi, Ermeni olduğumuzun dillendirilmesineydi. Babam: “ oğlum senin yolun yol değil, ne yapmaya çalışıyorsun, bunları niye araştırıyorsun” diyordu. Ama benim için şok yaratan tepki aile içindeki hararetli bir tartışma sonunda annemin söylediği sözler oldu: “git her yerde Ermeniyim de de seni kessinler!” Bu sözler tartışmayı sona erdirmişti. Derin bir sessizlik oldu. Sustum!. Bunun üzerine ne söylenebilirdi ki.
Sonra sevgili Kazım Koyuncu bir albümünde Hemşince bir ezgiyi seslendirdi. Kasetçalardan Hemşince duymak müthiş bir deneyimdi. Kazım Koyuncu Lazı, Türkü, Gürcüyü, Rumu, Hemşinliyi; karadenizi birleştirmişti. Karadeniz renklenmişti. Sonra ‘vova’ (kim) albümü çıktı. Kimanag ta? Hosaig (duyuyor musunuz? Buradayız) başlığıyla.

Evet buradayız. Hep buradaydık. Kendimizi hapsettiğimiz (hapsedildiğimiz) sessizlik duvarının arkasında. Şimdi görünür olmak istiyoruz. Ülkemizde ürkerek, misafir gibi, tekleşerek, gizlenerek değil görünerek yaşamak istiyoruz.

Mahir Özkan
26.01.2007

Hemşin Alfabesi Üzerine



Son yıllarda Hemşinlilerin dillerini koruma ve geliştirme yönünde belli çabalar içine girdiklerine tanık oluyoruz. Hemşin toplumu içinde Hemşince okuma ve yazmaya yönelik bir ilginin oluşmaya başladığı söylenebilir. Hemşince okuma ve yazmaya dönük bu ilgi bir eksikliği de açığa çıkarmış durumda. Hemşince metinlerde alfabe kullanımı bakımından bazı farklılıkların ve anlaşmazlıkların olduğu görülmektedir. Hemşince okuma ve yazmaya olan ilginin daha da artacağı düşünülürse Hemşince’nin alfabe ihtiyacı anlaşılır olacaktır.

Hemşin dili üzerine yapılan araştırmalar bu dilin Ermanice’nin bir diyalekti olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Hemşince’de ki bütün sesleri en iyi karşılayacak alfabe Ermeni alfabesidir. Ancak Türkiye Hemşinlilerinin uzun yıllardır yazılı dilden uzak kalmış olmaları ve yeni bir alfabe öğrenmenin çeşitli güçlükler taşıması Latin harflerine dayalı bir Hemşince alfabeyi zorunlu kılmaktadır.

Bu zorunluluğun sonucu olarak bir alfabe önerisi sunuyorum. Konuyla ilgilenen bütün arkadaşların görüş ve önerilerini bekliyorum.

Bu alfabede Türk alfabesindeki bütün harflerin yanı sıra Türk alfabesinde bulunmayan dört harf bulunmaktadır. Öncelikle bu harflerle ilgili bir takım açıklamalar yapmak gerekmektedir.

Türkçe’de Bulunmayan Harfler

X, x: gırtlaktan çıkarılan bir (h) sesi verir. Daha önce (kh), (ğh) biçiminde yazılışları oldu.
Bu sesi karşılamak için (x) sembolünün seçilmesinin nedenine gelince: bu sesin kullanıldığı Rusça, Kürtçe, Azerice, Lazca dillerinde bu sembol kullanılmaktadır. Bir bütün olarak Latin harfleri kullanan Doğu toplumlarında bu sembol kullanılmaktadır.

Xapuş: yalan söylemek xag: ham, olmamış xağ: oyun xendzor: elma
Xek: akıl xavoğ: üzüm xemuş: içmek xoz: domuz vb.

Q, q: (g) ye yaklaşan bir (k)sesi verir. İngilizce’de ki kullanımına çok benzemektedir. Aynı şekilde Kürtçe ve Azerice’de de kullanılmaktadır. Ermenice’de iki adet (k) harfi bulunmaktadır. Kim harfi ve Ke harfi. Burada (Q) sembolüyle gösterilen Kim harfidir.

Qal: kurt qezi: seni qişer: gece qeş: kötü qoğ: hırsız qed: dere

(Q) sembolü yerine (k) kullanıldığında Hemşince’de bu iki se arasında nasıl bir fark olduğu anlaşılabilmektedir.

Ts, ts: dişlerin arasından çıkarılan (t) ve (s) sesi karışımı, tıslamayı andırır bir sestir. Bazı Kafkas dillerinde tek sembolle gösterilme olanakları bulunmakla birlikte Latin harfleri temel alındığı için (ts) harf çiftiyle karşılanması uygun görünmektedir. Latin harfleriyle Ermenice yazılırken de bu harf çifti kullanılmaktadır. Bu sese benzer bir (Tz) sesi de bulunmakla birlikte aralarındaki fark belirgin bir şekilde azalmıştır. Bugün artık Batı Ermenice’de kullanılmamaktadır.

Tsen: ses tsun: kar tsug: balık tsurd: soğuk tson: ekin tsi: at tsag:yavru
Tsezi: size tsut:sakız tseğk: tavan tsadz: alçak,düşük

Dz, dz: dişlerin arasından çıkarılan (d) ve (z) sesi karışımı bir sestir.

Dzar: ağaç dzov: deniz dzaxuş:satmak dzadzguş:örtmek dzil:filiz,tomurcuk dzidz: meme dzağig: çiçek dzots: göğüs, sine dzung: diz

Ü,ü- Ö,ö: Ermeni alfabesinde bulunmayan bu harfler Hemşince’nin Türkçe ile çok yoğun etkileşim yaşamış olması sonucu Türkçe’den oldukça fazla sözcük almış olmasından dolayı alfabeye alınmıştır.

HEMŞİN ALFABESİ
Aa, Bb, Cc, Çç, Dd, Ee, Ff, Gg, Ğğ, Hh, Xx, Iı, İi, Jj, Kk,Qq, Ll, Mm, Nn, Oo, Öö, Pp, Rr, Ss, Şş, Tt, Uu, Üü, Vv, Yy, Zz, Ts-ts, Dz-dz

Kaynakça:
Vaux, Bert (2001), Homshetsma: The Language of the Armenians of Hamshen. In The Hemshinli, Hovann Simonian
Kendi Kendine Ermenice, H. Şükrü Ilıcak ve Rachel Goshgarian, Ermeni Patrikliği Yay. İstanbul 2006
Dumézil, Georges (1964), Notes sur le parler d’un arménien musulman de Hemshin. Mémoires de l’Académie Royale de Belgique. Classe des Lettres 57.4. Brussels

Mahir Özkan

Hemşinli Kişiliği Üzerine

Hemşin Toplumunun Travması

Hemşin toplumu tarihinde bir çok travma yaşamış bir toplum görüntüsündedir. Tarihle ilişki kuruş biçimi bunun en önemli göstergelerinden biri durumundadır. Yaşadığı ve çevresinde gelişen olayların etkisini üzerinde büyük bir yük olarak taşımaktadır. Kimliği ile ilgili en ufak tartışmalarda gösterdiği refleksler bunun en önemli kanıtı sayılmalıdır. Hopa’nın Sesi’ne yazılan yorumların bir kere daha gösterdiği üzere Hemşin toplumu asimilasyon sürecinde aynı zamanda ciddi bir kişilik kırılması da yaşamaktadır. Müslümanlığa geçiş ilk büyük travma idi Hemşinli için. İkincisi ise 1915 kırımı oldu. Üçüncü travma ise Hemşin’den yaşanan göçlerin yarattığı parçalanma oldu denebilir.

Bütün bunlar Cumhuriyet’in bütün kimlikleri reddeden, Osmanlı’nın bakiyesi Müslüman toplumu olduğu gibi Türk sayan anlayışı anlayışı ile birleşti. Üzerine Ermeni sözcüğünün küfür yerine kullanıldığı bir toplum gerçeği de eklenince Hemşinlilerin nispeten küçük bir topluluk olarak kişilik kırılmaları yaşamaları kaçınılmaz oldu adeta.

Tarihsel gerçekliğinin bir ürünü olarak Hemşin toplumu parçalı bir görünüm arz etmektedir. Bu parçalılığın nedeni Hemşin tarihi ve kültürü üzerine bugüne kadar yapılmış araştırmalar dikkate alındığında tarihsel olmaktan çok sosyal psikolojiktir. Zira Hemşin tarihi ile ilgili gerçek anlamıyla tarihsel bir tartışma ancak ayrıntılarla ilgilidir. Hopa’nın Sesi’ne yapılan yorumların bir çoğunun tarih bilgisinden yoksun ve duygusal yorumlar olması bunun bir göstergesi sayılmalıdır.

Hemşin Toplumundan Kişilik Örnekleri

1- Asimile Olmuş Kişilik: Büyük oranda kültürel değerleriyle bağını koparmış ya da folklorik düzeye indirgemiştir. Türk toplumuyla entegre olmuş durumda. Çoğunluğu büyük şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Bu grubun büyük bir bölümü Rize Hemşin (Baş Hemşin) den oluşmaktadır. Ancak bütün Hemşin topluluklarında rastlamak mümkündür. Bunlar büyük oranda kendilerini Türk gibi hissedip Türk gibi yaşıyorlar. Etnik kökene dair ciddi bir cehalet söz konusu (örn:iyiki eskiden ermeni bir kızla evlenmiş dedelerimiz..herkes oldu ermeni.yok böyle birşey..hopa hemşinleri türktür ve türk toprağı için canlarını vermeye hazırdır-bir yorum)bu grupta. Bazılarında derinlerde hala Ermeni kökenine dair hayal meyal düşünceler varsa da bunları hızla kendinden uzaklaştırıp Müslüman Türk kimliğine sarılmaktadırlar.

2- İnkarcı Kişilik: İçten içe Ermeni kimliğini bilip dışarıya ve kendi çocuklarına ve çevrelerine bilinçli olarak yalan söylerler. Sindirilmiş bir kişiliktir. Asimile olmaya heveslidir. Ancak hala çok güçlü bağlarla kültürel bağlar taşıdığı için asimilasyonu bünye reddetmektedir. Hatta bu güçlü kimlik bağları bu topluluk içinde mikro- milliyetçi tepkiler oluşmasına neden olabilmektedir. Bu kişilik egemen Türk kimliğine karşı tanımlayamadığı ölçüde kendini Laz –Gürcü-Rizeli karşıtlığı üzerinden tanımlamaktadır. Zira her milliyetçilik bir ötekileştirme mekanizmasına ihtiyaç duyar. Bu kişilik kraldan fazla kralcı olup zaman zaman Türk milliyetçiliğine soyunurken (örn:kimliğini sevmiyosan git ermenistanamı gidicen fransaya mı gidicen nereye gidersen git burası türkiye türk bayrağının altında yaşıyosan türksün kardeş) zaman zaman mikro –milliyetçi bir Hemşinli olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu çelişkinin kendisi bu gruptaki kişiliklerin hala bir yüzleşme potansiyeli taşıdıklarının ve çelişkilerinden kurtulmalarının olanağının bulunduğunun göstergesidir. Bu grup Hemşin toplumundaki en kalabalık gruptur. Hemşinlinin olduğu her yerde rastlamak mümkündür.

3- Umursamaz Kişilik: Çeşitli nedenlerle konuyla ilgilenmeyen önemsemeyen kişilik. Bunlar Ermeni kökenini bilir ve kabul eder ama hemen ardından belli argümanlarla bu kimliği taşımanın yükünden kurtulmaya çalışırlar. En önemli argümanlardan bir tanesi şudur: Anadolu topraklarında yaşayan bir çok halk vardı bunlar hep beraber bir kurtuluş savaşı verdiler ve Türk Ulusu’nu oluşturdular. Hangi etnik kökenden gelmiş olurlarsa olsunlar artık bunun hiçbir önemi yoktur. İnkarcılığın akılcılaştırılmaya çalışıldığı bu söylem özellikle aydın! Kesimler içinde yaygındır. Bu söylemin bir diğer boyutu da etnik kimlikleri öne çıkarmanın anlamı yoktur. Daha büyük sorunlarımız var. Önemli olan ekonomidir, işsizliktir, önce karnın doysun kimlik önemli değil diyen kişiliktir. Esasında sorunun ağırlığından kaçmaktan başka bir şey ifade etmez ekonomiyle ilgili gerçekleri sıralamak diğer sorunları ortadan kaldırmaz. Tabi amacınız inceltilmiş bir inkar mekanizması kullanmak değilse(örn: arkadaşlar ben başka bir konudan bahsedeceğim hopa mızın başka sorunları yokmu elbette vardır mesela işsizlik bildiğim kadar bütün insanları gençleri isziz yazın gidiyorum kahveler ve sokaklar işsiz insanlarla dolu,) inceltilmiş inkarın ve umursamazlığın bir diğer görüntüsünü ise hepimiz müslümanız diyen dini eğilimli kişilik sunar. Bunlara göre etnik kimliğimiz ermeni olabilir ama önemli olan etnik kimlik değil, dini kimliktir. Dolayısıyla biz Ermenilerden çok Türklere yakınız. Bu söylem de doğal olarak inkarın inceltilmiş bir biçimi, umursamazlık zırhına bürünmüş biçimi olmaktadır.(örn: tarihte hiç bir zaman müslümanlığı benımsemiş ermeni topluluğuna rastlanmamıştır.Aksine müslümanlığa ve müslümanlara karşı düşman bir tavır takınmışlardır.Oysa biz hemşinliler elhamdülillah müslümanız ve müslümanda kalacağız.) Sonuçta Ermeni kökenli olduğunu aslında bilen bu kişilik çeşitli biçimlerle bunu önemsizleştirmeye ve inkara vardırır. Ancak ruh halinin tedirginliği sürekli hissedilmektedir.

4- Yüzleşmeci Kişilik: Bu kişilik kökeni hakkında herhangi bir bilgiye sahip olsa da olmasa da kendi kimliğini kabullenmeye hazır kişiliktir. Amacı gerçeği öğrenmektir. Gizlenmek, çeşitli rollere bürünmek zorunda kalmadan, özgürce kendini ifade etmek ister. Kendi kimliğini ifade ettiği gibi öncelikle komşusu olan halkların ve bütün halkların özgürce kendini ifade etmeleri gerektiğini savunur. Kendini ifade etmenin milliyetçilik değil kardeşçe bir arada yaşamanın koşulu olduğunu görür. Kendisinden utanmayan, kompleksi olmayan, geçmişiyle yüzleşmiş kişilerin ve toplumların sağlıklı bir gelecek kurabileceğine inanır.

Sonuç

Karadeniz artık kendisiyle yüzleşmeye başlamıştır. Artık halklarımız kendilerini müzikle, horonla, festivallerle, internetle vb. birçok araçla ifade etmektedir. Ancak hala en önemli sorunumuz cehalettir. Örneğin yorum yazılarında neden Lazlarla ilgili böyle şeyler yok deniyor. Oysa küçük bir araştırma Laz halkının dil ve kültür çalışmalarında Hemşinlilerden fersah fersah ilerde olduklarını ortaya koyacaktır. Hemşin toplumu artık bir an önce kimliğini reddetmeyi bırakıp kaybolmaya yüz tutmuş kültürel öğelerini toparlamanın, derlemeler yapmanın, değerlerini kurtarmanın peşine düşmelidir.

Mahir Özkan