Geçmişten geleceğe....

3 Mart 2009 Salı

Dzağik

.

Hemşin köylerinde neredeyse her evde inek beslenirdi benim çocukluğumda. Hayvancılıktan geçimini sağlamaktan söz etmiyorum. Herkes kendi ihtiyaçlarını karşılamak için bir iki inek beslerdi. İnek beslemek öyle çok zor bir iş de değildi. Çünkü hayvanlar yılın uzun bir döneminde ormana sürülür, doğal yollarla beslenirdi. Ahırda kaldığı dönemlerde ise çay tarlaları içinde yetişen ve çayı toplamadan önce mecburen biçilmesi gereken otlar fazlasıyla yeterli olurdu beslenmeleri için. Çay tarlalarından toplanan otlar pagenlerde kurutulur hayvanlar için kışlık yem olarak saklanırdı.

Buna karşın ineklerin çekilen zahmetle ölçülemeyecek yararı olurdu ailenin geçimine. Tabi bazı zararları da vardı. Çocukları sütten bıktırmak gibi. Annemin her gece hazırladığı içine yumurta sarısı katılmış bir bardak süt kabusum olmuştu. Ne yaparsam yapayım o bir bardak sütü içmekten kurtulamazdım. Ne istediğinin farkında olmadan büyük bir hevesle büyümek isteyen ve yaşından büyük kişilerle arkadaşlık etmekten büyük keyif alan bir çocuktum. Ve annem bunun fena halde farkındaydı. Annem: “orti isa xemes oç a na bidzilig menas gu, medzene çiga es ( yavrum bunu içmezsen küçücük kalırsın, büyüyemezsin) dediğinde yüzümü buruşturarak bir elimi burnuma bir elimi bardağa götürürdüm. Büyümek konusunda işe yarayıp yaramadığı konusunda şüphelerim olsa da gelişimime katkısı olduğu tartışılmaz.


Bizim köylerimizde çocuklar erken yaşta sorumluluk almaya başlar. Bu sorumlulukların en önemlilerinden biri de ineklere bakmaktır. İlkokul günlerimde okula gitmeden önce inekleri ormana sürer eğer akşam eve gelmemişlerse ormana gider onları bulur ve eve getirirdim. İnekleri yakından tanıdığınızda onların kişilik sahibi olduğunu bilirsiniz. Her birinin bir ismi bile vardır. Bizim bir ineğin adı Dzağikti. Dzağik hırçın bir inekti. Annemden başkasının onu sağmasına imkan yoktu. Annemim babasının köyüne “babalığa” ziyarete gittiği zamanlarda ablamlar annemin giysilerini giymesine rağmen Dzağik’ i sağamazlardı. Süt kovasını tekmeler, yerinde durmaz, ablamları godoş darbalerine boğardı. Ayrıca köydeki bütün inekleri dövebilecek güçteydi bizim inek. Tabi bu benim için büyük bir gurur kaynağıydı.


Dzağik siyah bir inekti ama alnında kocaman beyaz bir deseni vardı. Çiçeğe benzerdi bu desen. Bu yüzden bu ismi vermiştik ona. Bir akşam eve geldiğimde Dzağik ormandan gelmemişti. İneği gelmemiş iki arkadaşımla ormana yollandık. Karanlık çökene kadar aramamıza rağmen inekleri bulamamıştık. Tam vazgeçmek üzereydik ki çalıların arasından gelen bir hışırtı duydum. Tam olarak göremiyordum. Ama bu Dzağik’ e benziyordu. Elimdeki sopayla, “ka Dzağik! vor dağes inçuk hemi(ka Dzağik! nerdesin şimdiye kadar) diyerek bir darbe indirdim. Darbeyi indirmemle birlikte iki ayağı üzerinde doğrulup böğüren ayıyla karşı karşıya kalmam bir oldu. Arkadaşlarımla beraber ormandan aşağıya köye kadar bir koşuşumuz vardı ki, hayatımda bir daha o hızda koştuğumu hatırlamam. Ayının Dzağik’i yemiş olabileceği ihtimalini düşündükçe deliye dönüyordum. Kendim için korkmaktan vazgeçmiş ve Dzağik için ağlamaya başlamıştım.


Eve geldiğimde Dzağik’ in geldiğini ve ahırda olduğunu öğrendim. Rahat bir nefes almıştım.
Dzağik’ i çok seviyordum ama babam emekli olunca onunla ayrılmak zorunda kaldık. Hem de trajik bir ayrılık oldu bu. Çünkü İstanbul’ a göç edeceğimiz zaman Dzağik’ i satmaya karar vermiştik. Ama yaşlı bir inek olduğu için kimse almak istememişti. Bizde Dzağik’ i kasaba vermek zorunda kalmıştık. Bu son karşısında gözyaşlarına boğulmuş ve üç gün yemek yiyememiştim.


Mahir Özkan

1 yorum:

Eylem yılmaz dedi ki...

ispon kervatz dağ gar diye çkide himi keda ponoğut vazosnimik yesa inçikmertme kiyoğ ğergoğum