Geçmişten geleceğe....

30 Kasım 2014 Pazar

HEMŞİNCE DERSLERİ 3


İŞARET SIFATLARI VE ZAMİRLER

Tekil çekimlerde işaret sıfatları ve işaret zamirleri birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Ancak çoğullar yalnızca işaret zamiri olarak kullanılabilirler.

Tekiller
Yalın hali
isa/as 
bu
ida/ad 
şu
ina/an
o
-i hali
isa/as
bunu
ida/ad
şunu
ina/an
onu
-e hali
isu/asu
buna
idu/adu
şuna
inu/anu
ona
-in hali
isu/asu
bunun
idu /adu
şunun
inu/anu
onun
-den hali
isdi/asdi
bundan
idti/adti
şundan
indi/andi
ondan
-ile hali
is(m)ov/asov bununla
idov/adov
şununla
inov/anov
onunla

Çoğullar
yalın hali
iser/aser
bunlar
ider/ader
şunlar
iner/aner
onlar
-i hali
iser /aser
bunları
ider/ader
şunları
iner/aner
onları
-e hali
isots/asots
bunlara
idots/adots
şunlara
inots/anots
onlara
-in hali
isots/asots
bunların
idots/adots
şunların
inots/anots
onların
 -den hali
isotsman/ asotsman
bunlardan
idotsman/adotsman
şunlardan
inotsman/anotsman
onlardan
-ile hali
isotsmov/ asotsmov
bunlarla
idotsmov/adotsmov
şunlarla
inotsm(iy)ov/ anotsm(iy)ov
onlarla

Kişi Zamirlerinin Çekimi

tekil
1
2
3
yalın hali
yes  
ben
tun
sen
an
o
-i  hali
indz(i)
beni
kez(i)
seni
anu
onu
-e hali
indzi bana
kezi
sana
anu
ona
-in hali
im benim
ku
senin
anu
onun
-den hali
indzma
benden
kezma
senden
andi
ondan
-ile hali
indzmov
benimle
kezmov
seninle
anov
onunla



çoğul

1
2
3
yalın hali
mek
biz
tuk
siz
aner/iner
onlar
-i hali
mez(i)
bizi
tsez(i)
sizi
anots/inots
onları
-e hali
mezi
bize
tsezi
size
anots/inots
onlara
-in
me(r)
bizim
tse(r)
sizin
anots/inots
onların
-den
mezma
bizden
tsezma sizden
anotsma/inotsma
onlardan
-ile
mezmov
bizimle
tsezmov
sizinle
anotsm(iy)ov / inotsm(iy)ov
onlarla

HEMŞİNCE DERSLERİ 2

BELİRSİZ TANIMLAMA EDATI

Belirsiz tanımlama edatı, tanımladığı ismin bir türün içinden biri, herhangi biri olduğunu gösterir. Hemşincede belirsiz tanımlama edatı “me” dir. “me” eki isimlerin sonuna gelir ve ayrı yazılır. Belirsiz tanımlama edatını ekeylem veya “al” (de/da, dahi) sözcüğü izlerse belirsiz tanımlama edatı sonuna “n” alır ve “men” olur.

or : gün               or me : bir gün                as or soy or men a : bugün güzel bir gün
dzov : deniz       dzov me : bir deniz         dzov men al nen antsak: bir deniz daha geçtik
tsak : yavru        tsak me : bir yavru          tsak men a : bir yavrudur
şun : köpek        şun me : bir köpek          campu şun men al desa: yolda bir köpek de gördüm

BELİRLİ TANIMLAMA EDATI

Belirli tanımlama edatının Türkçede karşılığı yoktur. Tanımladığı adın bir türün içinde herhangi biri değil, belirli, o anda bahsedilen, bilinen biri olduğunu gösterir. İngilizcedeki “the”, Almancadaki “der”, “das” “die” karşılığı olan artikeldir. Sözcüğün sonuna gelir. Sözcükle bitişik yazılır.

Belirli Tanımlama Edatı Yapmak İçin:
1)      Sessiz harfle biten adların sonuna “e” getirilir.
Kirk: kitap,  kirke :  (belirli olan, hakkında konuştuğumuz, ikimizin de hangisi olduğunu bildiğimiz, gösterdiğim vs. kitap)
Dun: ev, dune hin a: ev eskidir. (Bahsedilen ev biliniyor)

2)      Sesli harfle biten adların sonuna “n” getirilir.
Gadu: kedi, gadun: bilinen kedi. Gadun şad erand a: Kedi çok güzeldir
Madni: yüzük, madnin: bilinen yüzük. Madnin şad baali a: yüzük çok pahalıdır

3)      Tanımlanan sözcük sessiz harfle bitse bile, izleyen sözcük ekeylem, “al” (de/da, dahi) veya “u” (ve) ise belirli tanımlama edatı olarak “e” yerine “n” getirilir.
İsa an kirkn a (telaffazu: isa an kirk na): bu o kitaptır.
Şunn u gadun (telaffuzu: şunnu gadun): köpek ve kedi.
Tsugern al meran (telaffuzu: tsuger nal meran): balıklar da öldü.

4)      Diğer Hint- Avrupa dillerinden farklı olarak Hemşincede özel isimler de belirli tanımlama edatı alabilirler.
Xavulan hivand a: Xavula hastadır.
Makare inç bes a?: Makar nasıl?  


ÇOĞUL
a)      Tek heceli isimleri çoğul yapmak için sonlarına  -er çoğul eki getirilir.

lus (ışık): luser                              dun (ev): duner
şun (köpek): şuner                        tsi (at): tsier
kork (halı): korker                        mad(parmak): mader

b)      Çok heceli isimleri çoğul yapmak için  -ner  çoğul eki getirilir.

gadu (kedi): gaduner                cugal (kazan): cugalner
enger (arkadaş): engerner         kedal (kaşık): kedalner
postal (ayakkabı): postalner      ator (sandalye): atorner

c)       Bileşik  isimlerde ikinci kısım tek heceli ise sonuna  -er getirilir.

heraxos (telefon): heraxoser                 havgit(tavuk): havgiter
putamad(başparmak): putamader         kelxaşor(başörtüsü):kelxaşorer

d)      Kuraldışı çoğullar: Bazı Hemşince kelimelerde Klasik Ermeniceden kalma çoğul ekler korunmuştur.
mart(adam): martik, marter                      kağetsi(köylü): kağetsik
genig(kadın): gendik                                dağa(çocuk): dağak
dağetsi(yerli): dağetsik

e)      Sesli harfle biten çoğul olmadığı için çoğullar belirli tanımlama edatı olarak  -e eki alırlar.

duner:  dunere / duniye                              şuner: şunere /şuniye
kirker: kirkere /kirkiye                               martik: martike / martiye

FİİLLER

Bazı kural dışılıklar olmakla birlikte fiiller  -el, -il, -al mastar eklerini alırlar. Ancak bu eklerin tamamının yerine hemşincede  -uş eki de kullanılmaktadır. Hemşinçede  olumsuzluk eki ekidir. Hemşincede günlük kullanımda yaygın olarak mastarlar ıllal / elluş : olmak fiilinin ekiyle olumsuz yapılarak mastarın önüne gelmesiyle de yapılır.
                         
              Mastar                                                Mastarın olumsuzu
kirel (kiyel)/ kiruş (kiyuş): yazmak             çkirel / kiruş (kiyuş) çelluş
sorvil / sorvuş: öğrenmek                            çsorvil / sorvuş çelluş
xağal / xağuş: öğrenmek                             çxağal / xağuş çelluş
gartal / gartuş: okumak                               çgartal / gartuş çelluş
hedevil / hedevuş :izlemek, takip etmek     çhedevil / hedevuş çelluş



.

HEMŞİNCE DERSLERİ 1

SÖZDİZİMİ

Hemşincenin sözdizimi Türkçede olduğu gibidir. Yani genellikle özne-nesne-yüklem şeklindedir.
Örnek: Yes maktap gertam / ben okula gidiyorum

KİŞİ ZAMİRLERİ
yes :      ben                 mek :    biz
tun :      sen                  tuk :       siz
an :        o                    aner :    onlar

Kişi zamirleri cümle içinde kullanılmak zorunda değildir. Genellikle anlamı güçlendirmek için kullanılır. Örnek: yes kukam (ben geliyorum) yerine yalnızca kukam (geliyorum) biçiminde cümle kurulabilir.

EKEYLEM

Ekeylemler sonuna eklendiği isim soylu sözcükleri yüklem yaparlar. Ekeylemler sonuna geldikleri sözcüklerden ayrı yazılırlar.

Şimdiki Zamanda Ekeylem
im :                        …im       şad tatradz im / çok yorgunum                
es :                        …sin        tun es / sensin
a :                           …dir      egoğe an a / gelen odur              
ik :                          …iz       şad xelar ik / çok deliyiz
 ek :                       …siniz    tuk şad soy ek / siz çok iyisiniz
 in :                        …dirler   aner şidag mart in / onlar doğru insandırlar.

Ekeylemin Olumsuzu
Ekeylemin başına ‘ç’ eki getirilerek yapılır.
çim :                      değilim              yes erand çim / ben güzel değilim
çes :                      değilsin              şad halivor çes / çok yaşlı değilsin
ça :                         değil                  marte hosa ça / adam burada değil
çik :                        değiliz               medz mart çik / büyük adam değiliz
çek :                      değilsiniz            soy dağa çek / iyi çocuklar değilsiniz

çin :                       değiller               mezman çin / bizden değiller

29 Kasım 2014 Cumartesi

Saklı Kelimeler-2: Ailemiz



Hemşince’de aile üyelerini ve akrabalık ilişkilerini niteleyen sözcükleri çoğu Hemşinli bilir. Ancak bazı sözcükler saklı kalmıştır. Çok bilinenler az bilinenler ve farklı bilinenleri ile işte ailemiz:
Aile sözcüğü Hemşincede tam olarak karşılamasa bile “oluşağ (oğul-uşak?)” sözcüğü ile ifade edilebilir. Bu kelimeyi daha çok ailenin büyüğü esas olarak da babası kullanır. Ermenicede ise “ındanik ve dnetsik” (dunetsik) sözcükleri kullanılmaktadır. Hemşincede unutulmuş olan bu sözcükler yine de Hemşinlilere tanıdık gelecektir.

Büyük baba, dede anlamında “bab”, annenin babası için  “keru bab- dayı dede” sözcükleri, seslenme sırasında ise, “babi”, “babila”sözcükleri kullanılmaktadır. Büyük anne anlamında kullanılan sözcük ise “mami / momi” dir. Bu sözcük hem anneanne hem babaanne için kullanılır.


Hemşincede çocuk anlamına gelen sözcük “dağa” sözcüğüdür. Kız çocuğu anlamında ise “ağçig” kullanılır. Küçük kız çocuğu anlamında “ağçkelat” kullanılır. Kız çocuğu olarak “ağçgena dağa” ve erkek çocuk anlamında “mança dağa” sözcükleri de kullanılmaktadır. Ergenlik döneminde çocukları ifade etmek için ise “norlus” sözcüğü kullanılmaktadır. “Orti” sözcüğü ise “evlat” ve “yavru” anlamına gelen bir sözcüktür. Ayrıca eskiden “orti” sözcüğünün sülale belirten anlamda kullanıldığına dair tanıklıklar mevcuttur. Örneğin bir süleleyi ifade etmek için “….ortik” kullanılabilmektedir. Türkçedeki “…oğulları”, “…giller” sözcüklerine karşılık gelmektedir. “Bekarortik”, “makarortik”, “vayiçortik” vb.

Hemşince de anne ve baba karşılığında sırasıyla, “mar “ve “dad” sözcükleri kullanılmaktadır.
“mar” çunim u “dad” çunim
kuğin meç martsu çunim…

Anne sözcüğünün bu kullanımın dışında “ma”, “may”, “mayila”, “mayig”, “mayrig” gibi kullanımları da mevcut. Baba sözcüğü ise seslenme sırasında genellikle “dad” yerine “baba” şeklinde kullanılır. “Ye ma inç bes es - ye anne nasılsın”, “ye baba hats udoğ es ta? - ye baba yemek yiyecek misin?” Bunlar genellikle çok bilinen kullanımlardır. Bunların dışında bir kullanım ise daha az bilinir. “Mayr ve hayr” sözcükleri nadir olarak da olsa kullanılan sözcüklerdir. Babamın küfrederken kullandığı sözcüklerin ne anlama geldiğini uzun zaman çözememiştim. Sözcükler üzerine düşünmeye başlayınca duyduğum sözcüklerin anne ve baba anlamına geldiğini anladım. “Ku hayrn u mayre k.nin şeniye…- senin ananı ve babanı s..sin köpekler” genellikle bir hikaye anlatırken kızdığı, yanlış bir hareket yapan hikaye karakterine babam bu şekilde küfrederdi.

Anne ve babadan onların kızkardeşlerine geçince bu sözcüklerle bağlantılı sözcükler çıkıyor karşımıza. Teyze anlamındaki “mokur” sözcüğü mayr (anne) ve kuyr (kızkardeş) (mayrikur) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşur. Hala anlamındaki “hokur” sözcüğü ise hayr (baba) ve kuyr (kızkardeş) (hayrikur) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşur. Teyzenin kocası için “mokurar”, halanın kocası için ise “hokurar” sözcükleri kullanılmaktadır. Bu sözcüklere Hopa yöresinde pek rastlanmazken Çayeli Senoz vadisinde kullanılmaktadır.

Anne ve babanın erkek kardeşleri ise “keri” ve “hopar” (hayr(baba) ve ağpar(kardeş) sözcüklerinden)’ dır. Dayı ve amcanın karıları sırasıyla “keregin” (keri ve gin-dayı ve kadın) ve “oğegin” (hayr ile bağlantılı olarak oğe -amca?ve gin- kadın) dir.

Bu sözcüklerde gördüğümüz gibi “gin” kadın anlamına gelmektedir. Ermenice sözlüklerde de “gin” kadın anlamına gelmektedir. Peki kadın anlamında Hemşinlilerin kullandığı “genig” sözcüğü nereden geliyor?

-ig eki Ermenice küçültme ekidir. Bu ek Türkçedeki karşılığı  -cik olan ektir. Bu ekin kullanıldığı sözcüklere  “Bidzilig(küçücük)”, “mayrig(annecik)”, “hayrig(babacık)”, “kuyrig(kızkardeşcik)”, “hadig(tanecik)”,  “genig(kadıncık) sözcükleri örnek verilebilir. İlk dört örnek Ermenice ve Hemşincede aynı şekilde küçültme anlamını içerecek şekilde kullanılan sözcüklerdir. “Hadig” ve “genig” sözcükleri ise Hemşincede küçültme olmaksızın tane ve kadın anlamı kazanmıştır. Ermenice de “had”tane”, “gin” “kadın” anlamına gelmektedir. “Gin” sözcüğü Hemşincede “keregin” ve “oğegin” sözcüklerinde kadın anlamını korumuş görünmektedir. Ermenice konuşan arkadaşlarla yaptığımız bir sohbette kaç kardeş olduğumuzu sorduklarında “mek in hadig ağparik-biz dokuz tane kardeşiz” dediğimde gülüşmüşlerdi. Çünkü hem dokuz kardeş olup hem de bunu “dokuz tanecik” şeklinde ifade etmem komik bir durum ortaya çıkarmıştı.


Adam anlamında “mart” sözcüğü kullanılmaktadır. Bu sözcüğün kullanımı İngilizcedeki “man” sözcüğü gibidir. Yani hem insan anlamı hem adam anlamını içermektedir. Erkek anlamında ise “manç” ve “gedriç” sözcüğü kullanılmaktadır. “Gedriç” sözcüğü (Ermenice gdriç), Ermenice sözlüklerde “cesur, yiğit” anlamına gelmektedir. Hemşincede bu anlamıyla kullanıldığını annemin bir sohbetinde fark ettim. Bir arkadaşının bir tartışma sırasında aldığı cesurca tutumu anlatmak için “isman dağnine gedriç asats, inçu asoğer.-böyle doğrudan cesurca söyledi, ne söyleyecekti ise.” Sözcüğün burada cesur anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Gedriç” sözcüğünün çoğunlukla erkekler için kullanılması doğal olarak erkek egemen toplumsal değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Türkçede de “yiğit” sözcüğünün sıfat olarak çoğunlukla erkekler için kullanıldığı düşünülürse, “gedriç” sözcüğünün de çoğunlukla erkekler için kullanılması daha kolay anlaşılacaktır.

mahir özkan

8 Ağustos 2014 Cuma

Saklı Kelimeler-1: Aşuş ve Put Enuş / Bakmak ve Dikkat Etmek


Hemşince yok olma tehdidi altında olan bir dil. Bu nedenle de diline ve kültürüne sahip çıkmak isteyen, onu gelecek kuşaklara taşımak isteyen insanlarda tek bir kelimeye karşı bile büyük bir hassasiyet olması kaçınılmaz. Son zamanlarda Hemşince konuşabildiğim ailemden ve çevremden insanlarla yaptığım muhabbetlerin bir yönünü de bu hassasiyet oluşturuyor. Özellikle annemle yaptığım sohbetlerde her kelimeyi didikliyor, yeni duyduğum kelimeleri kaydediyorum. Onu bıktırma ve anlattığı konuyu bölme pahasına, benim bilmediğim, yeni kullandığı kelimenin anlamını uzun uzun açıklamasını istiyorum. Bu açıklamaları kaydediyorum.
Bir yandan da Hemşince ile ilgili yaptığım sözcük derlemeleri, taramaları ve Hemşince öykü, şiir, masal, çeviri çalışmaları sırasında ihtiyaç duyduğum kelimeleri ararken karıştırdığım sözlükler, sorduğum büyüklerden edindiğim bilgiler oldukça fazla malzeme biriktirmemi sağlamış durumda. Bu kayıtları, Hemşince’nin artık neredeyse kaybolmak üzere olan kelimelerini, deyimlerini açığa çıkarmak için yapılan arkeolojik bir kazıya benzetiyorum. Her yeni öğrendiğim kelimede büyük bir heyecan ve keyif duyuyorum. Umarım siz de saklı kelimeleri keşfederken benim aldığım keyfi alırsınız.

Aşuş

Ortalama düzeyde Hemşince bilen birisine “aşuş” kelimesi ne anlama gelir diye soracak olursanız muhtemelen cevap alamazsınız. Çünkü tek başına bu kelimeyi duymuş olma ihtimali çok zayıftır. Ama kendisine, nen aşuş, yed aşuş, viy aşuş- ver aşuş, var aşuş, derseniz söylediklerinizi anlayacaktır. Size “nen aşa” diyen kişinin sizinle aynı yükseltide, “ver aşa” diyen kişinin sizden yüksekte, “var aşa” diyen kişinin sizden aşağıda, “yed aşa” diyen kişiye ise sırtınızın dönük olduğunu bilirsiniz. Başka bir şey daha bilirsiniz. Bu kişi sizden kendisine doğru bakmanızı istemektedir. Hatta bu kelimenin geçtiği meşhur manilerimiz de vardır.
Ka cefukan u elles
Dandzetsan xavağ kağa
İndzi u desnus hana
Mem al mem al yed aşa

Yani aşuş, bakmak anlamına gelmektedir. Ama ben bugüne kadar aşuş kelimesinin tek başına bakmak anlamında kullanıldığını duymadım. Biz bakmak anlamında “put enuş” kelimesini kullanıyoruz. Ama mesela nen put aa, ver put aa şeklinde de bu kelimeyi kullanmıyoruz. Bunu fark edince bu kelimeleri sözlüklerde aramaya karar verdim. www.nayiri.com adlı bir internet sözlüğünde yaptığım taramalarda kelimelerin ikisini de buldum. Sözlüğe göre aşuş; “bakmak, göz atmak” anlamlarına geliyor. Put sözcüğü ise, puyt şeklinde geçiyor ve “dikkat” anlamına geliyor. “Put enuş” ise “dikkat etmek” anlamına geliyor. Peki Hemşince’de dikkat ne anlama geliyor. Benim bildiğim doğrudan dikkat anlamına gelen bir sözcük Hemşincede yok.

Demek ki biz birbirine çok yakın anlamları olan dikkat etmek ve bakmak kelimelerinin ikisini de bakmak anlamında kullanmaya başlamışız zaman içerisinde. Tabi bu dikkat (put) kelimesinin bakmak anlamında daha fazla kullanılmasından dolayı zaman içerisinde dikkat anlamının ortadan kalkmasına yol açmış. Ama “aşuş” kelimesinin yanındaki eklerle birlikte de olsa korunmuş olması bizim için bir şans. Bu sayede dikkat kelimesini belki yeniden dikkat anlamında da kullanmanın imkanını bulacağız.


Biraz düşününce bu kelimenin dikkat anlamına yakın kullanımlarına da Hemşincede rastlamanın mümkün olduğunu görüyoruz. Mesela birisi ile hararetli bir konuşmanın ortasındayız ve önemli şeyler anlatıyoruz. Karşımızdaki zaten bize bakıyordur. Ama biz sözlerimizi dikkat etmesini istediğimiz zamanlarda, “tun indzi put aa, astadzniyes mitkad hanel mi- sen bana bak (benim dediklerimi dikkate al), söylediklerimi aklından çıkarma” deriz. Burada tam olarak dikkat anlamına gelmese de bu kullanımının ipuçlarını veren bir kullanım olduğunu söyleyebiliriz.

Mahir Özkan
Ağustos 2014 

Ermeni Köy Edebiyatı, Hemşin Kültürü ve Çağrışımlar – 2



Ermeni köylü edebiyatında çağrışımlar aramaya, Agın / Eğin (Kemaliye)’nin Armıdan köyünün hikayelerini, yaylada, soba başında Hemşinli ihtiyarlardan dinliyormuş gibi okuduğum, Hagop Mintzuri’nin kitabıyla devam ediyorum. Yaylada dinliyormuş gibi demem boşuna değil. Bu hikayeleri okurken defalarca araya girdim. Karakterlerle sohbet ettim. Babama, anneme, ablama sorular sordum. Sohbete onları da kattım. Çünkü Mintzuri’nin eşsiz üslubu yayla evi ortamını sağlıyordu bize. O zaman buyurun bu sohbetin notları size.

Mintzuri: Turnam Nereden Gelirsin

Altınlar kitabın ilk hikayesi. Hikayenin ilk sayfasında (s.11) çağrışım yapan ilk kelime karşıma çıkıyor: Tump. Ablama dönüyorum ve soruyorum: “Bizim ağayinin aşağısındaki tarlaya miça tump (iç tepecik) demiyor muyuz biz?” Tump ile ilgili kitabın arkasındaki açıklama her şeyi yerli yerine oturtuyor. Tam da tanımlandığı gibi bir tarla bizim miça tump. Tabi miçası da iki dere arasında kalmasından kaynaklanıyor. Pliti görünce bizim pelit aklıma düşüyor (s.21). Mintzuri ballısını anlatıyor. Ben ballısını yemedim valla. Biz en fazla reçel koyardık içine. Ya da sıcakken tereyağı ve vaznad. (lor, minci)

Ama bu hikayenin benim aklıma getirdiği en önemli şey bunlardan biri değildi. Çaldığı altınları yiyemeyen Bekçi Kalos, bana Ermenilerin gömdüğü altınları arayan hazine avcılarını hatırlattı. Artvin’de buldukları bir harita ile altın arayanların, kazıdıkları her yerden kemik çıktığını söyledikleri bir muhabbete tanık olan momi, onlara sarsıcı bir laf etmişti, hiç unutmam: “Orti, hoğin dage inç teyik u inç elloğer.- Yavrum, toprağın altına ne koydunuz ki ne çıkacaktı.”

Zengin Ermeni miti geliyor aklıma. Ermenilerle ilgili ne zaman bir şeyler konuşulsa konunun bir şekilde haritalara, gömülen altınlara geldiği sohbetler... Bu hikayeleri herkes okusa keşke diyorum. Bu algıyı değiştirmek için gösterdiğim gayretler geliyor aklıma. Bu tartışmaları yaptığım insanlara o kadar dil dökmek yerine bu hikayeleri okumalarını salık verseydim keşke diyorum. Benim saatlerce anlatamayacağım yaşamı nasıl da capcanlı gözlerinin önüne sererdi bu hikayeler.

Sonbahar hikayesinde bizim Poşalar çıkıyor karşıma. (s.24) Biz de Artvin’de Ermenistan çingenesi olduklarını sonradan öğrendiğim, dillerinde Ermenice birçok kelime bulunan Çingenelere poşa deriz. Babam çocuklar sevimlilikler yaptığında, dans ettiğinde falan onları poşa diye sever.
Bir dede torununa; “Torunlarımın içinde en akıllı sen olacaksın. Kızları bırak, onlar gidecekler, elin evini şenlendirecekler” diyor. (s.29) Babama, “Kaç çocuğun var?” dediklerinde; “Dört çocuğum var, beş de kız” diye cevap verirdi. Bu ataerkillik meselesi her yerde var belki. Doğru. Ama her yerde aynı biçimde ortaya çıkmıyor. Babamın kızının evinden bahsederken sürekli “elin evi” diye bahsetmesi Armıdanlı dedeyle akrabalığından mı dersiniz?

Armıdanlılar da bizim gibi, Leğağpürde su içiyorlar laği laği (kekremsi acı bir tat). Babamın bacaklarını yemesine rağmen yoksulluktan giydiklerini söylediği pantolonların kumaşını yani valayı yere seriyorlar, yemek yemek için üzerinde.

Isdanbol hikayesi bizim gurbetçiliğimizi hatırlatan, ve hasret çekenlerin derdine tercüman olan şu sözlerle kalacak aklımda: “İstanbul’u methetmeyin, aşağılıktır; dağları dumanlı, yolları taşlıktır. İt gibi ulusun İstanbul’u diken, unutur bizi oraya giden.”

Çocukluk hikayesinde çocukluğumun kuşu kukku çıktı karşıma. Hem de aynı, o zamanki gibi utangaç. Biz de sadece sesini duyar, kendisini göremezdik. Bizim için artık efsaneleşmiş bir kuştu kukku. “… biz ona ‘gugguuu’ diye seslenirdik. Sonra da o ‘gugguuu’ derdi… usanana kadar…’eee sen seslen dur, biz artık söylemiyoruz’ derdik. O, biraz durur gene başlardı. O bizi görür, biz onu göremezdik.”(s.55-56)

Analarımız, tanıdık kelimelerle başlayan bir hikaye. Mayr, hayr, hars. Anne, baba, gelin. Ama bu hikayede öğrendiğim belki de en ilginç şey şu: Şehirli Ermeni arkadaşların aksine Armıdanlıların bizim gibi, yaşlı kadınlara mama (mami, momi) demeleri (s.67): “Bizleri ninelerimiz büyütürdü. Analarımızın görevi bizi sütten kesilene kadar emzirmekti… Utanırlardı bizi sevip okşamaya. Evde kaynanaların ve başkalarının varlığında bizi kucaklamaz, bizi alıp oturmazlardı. Kınanır, ayıplanırlardı.”(s.68)
Hemşinli çocuklar da momilerinin koynunda büyüdü çoğu zaman. Anneleri çay toplarken momi ile yaylalara çıktı. Anadilini, doğal ortamında öğrenen belki son kuşak olacak momileri ile yaylalara çıkan o çocuklar. Gelin kaynana ilişkileri ne çok benziyor bizimkilere. Başka bir sürü ritüel, hepsi resmedilmiş. Babamın annemin anlattıkları geliyor aklıma. Bizimkilerin birbirlerine seslenirken hala isimlerini söylememeleri geliyor aklıma. Bizimkiler yani annem ve babam hala birbirlerine seslenirken “Kimanas ta? Duyuyor musun?” derler. Armıdanlılarda var da, İstanbullularda kalmış mıdır, bilmem.
Bebeğe Armıdanlılar bılig diyorlar. Aslında biz de bulig diyoruz. Ama kullanımı çok daralmış. ‘Gözümün bebeği’ anlamında “açvetses bulige” diyoruz mesela kıymetlilerimize. Bu anlamıyla birkaç manide de rastlamak mümkün.

İlk çocuk’ta çocukluk yıllarımın bir ünlemi ile karşılaşıyorum. Biz köyde çay toplarken benim çok önemli bir görevim olurdu. O zamanlar ne teleferik vardı ne de en uzak tarlalara kadar giden araba yolları. Çayları tarlalardan kendi sırtımızda galatlarla taşırdık. Tabi bir de eşek veya at gibi yük hayvanlarıyla. Bizim eşeğimiz olurdu. At alacak kadar zengin değildik. İşte bu eşeğin sorumluluğu bende olurdu. Aynı Armıdanlı çocuklar gibi ben de “çooo!” diye bağırırdım da sözümü dinletemezdim eşeğe (s.87).

Utanç’ta da analarımızda olduğu gibi gelinlik meselesi çıktı karşıma. Hem de tam adıyla gelinlik etmek, dil saklamak diye. Büyüklerinin yanında konuşamayan, utanan sıkılan gelin; büyüklerinin yanında kocasının yanına gidip yatamayan gelin, nasıl da tanıdık geliyor (s.92). İşte, Sila hikayesinde anlatılan başka bir gelin. Kendisine getirilen hediyelere nasıl gizli seviniyor. “Sıloyan’ın karısı Areknaz hepsini taşıdı, sandık odasına götürdü. Onlar evin kızıydı, çekinmezlerdi. Kendisi gelindi, evin geliniydi, kaynanasının, kaynanalarının, kaynatasının yanında sevincini belli edebilir miydi?”(s.258)

Şaban Ali’nin hikayesinde kitabın en büyük sürprizi saklıydı. Ben Ermeni köylü edebiyatında Hemşin çağrışımları ararken, bu hikayede Hemşinlinin kendisi kanlı canlı karşıma çıktı. Hem de Mingrel Laz Hasan da cabası. “Hasanın konuştuklarını bazen anlamaz tekrar ettirirdim” diyor yazar.  Bugün bile bazılarının Hıristiyan oldukları için Mingrellerle Lazların ortak köklerini reddettiği düşünülürse 1930’larda geçen bir hikayede bu isimlerle karşılaşmak heyecan verici (s.109).

Hemşinli Şaban Ali ile aralarındaki diyalog ise çok ilginç:
 “…Vartavar ayında gene ‘Vazanağpür’ e gidiyor, eğlenceler yapıyor musunuz?”
“Her yıl gideriz, eğleniriz.”
Oşin sağ mıdır? Yaşıyor mu?”
“Yaşlıdır ama sağlıklıdır, yaşıyor.”
“Nasıl olmuş da O, bir tek Ermeni kalmış aranızda?”
“Bizim köylüler saklamışlar. O’nu da bizden, bizim köyden sayıyoruz.”
“Biz Ermenice konuştuğumuzda siz anlıyor musunuz?” diye sordum.
“Siz, bizler gibi konuşmuyorsunuz, anlamıyoruz; birkaç kelime anlıyoruz.”
“Bak şimdi, siz ‘usdi gukas, tor gertas’ dersiniz, yani ‘nereden gelirsin, nereye gidersin?’ biz de urge gukas, ur gertas’ deriz. (s.111-112)

Isırgan otuna ne dediklerini sorduğunu ve verdiği cevabı hatırlatıp ekliyor. “Kalıbımı basarım, İstanbul’daki elli-altmış bin Ermeni’nin içinde on kişi çıkmaz ısırgana Ermenice yeğiç dendiğini bilen.”(s.112)
Hikayenin içinde bugünün bir çok tartışmasını bulmak mümkün. Bir yandan Karadenizlilerin hepsine Laz diyor. Bir yandan Lazca konuşan Laz’ı ayırmak için Mingrel Laz diyor. Verdiği örnek cümleye bakılırsa Hemşin’de o tarihlerde hala Hemşince konuşulabiliyor. Ve tabi bugün hayal meyal hatırlanır olan vartavar şenliği her yıl kutlanıyor. Dikkat çeken başka bir şey ise bunca yıl geçmesine rağmen İstanbul’daki Ermeni nüfusunun hala o günlerde telaffuz edilen sayılarda olması, hiç çoğalamaması. Ayrıca hala tanıdığım İstanbul Ermenisi birçok arkadaşım ısırgana eğinç dendiğini bilmiyor, Rize Hemşindekilerin çoğu ise bu kelimeyi hala biliyorlar, artık Hemşince cümle kuramıyor olsalar bile. Tabi merak ettğim başka bir şeyse şu: Acaba Oşin’e ne oldu? Çocukları, torunları var mıydı? Hala onu tanıyan birileri var mı oralarda?

Yılan parmağımı soktuuu! Yılan parmağımı ısırdı; hikayesinde ölüm ve ölüm karşısındaki tepkilerin nasıl bizimkilere benzediğini gördüm. Ağıt yakanların adeta bir hikaye anlatır gibi; olayı, ölenin hayallerini, onunla yaşadıkları anıları anlattıkları yakarışları bizim kovuşlara benziyor: “… annen baban sağ, bacıların, evlatların sağ, sen nasıl dünyayı bıraktın gittin? Tışho, Tışho! İrisgin oldun, derbabayla beraber öleydin de bugünü görmeyeydin. Tışho! Tışho! Sen nasıl bağ evinin kilidini alayım dedin de asmanın altına bakmadın, kilit yerine yılanı tuttun, alnına bu mu yazılıydı?” Ağıtlar olduğu gibi ölü evine bir hafta boyunca köylülerin yemek yapıp götürmesi geleneği de tanıdık ve bizden.(s.168-169)

Biz ne giyerdik?de benim dikkatimi giysilerden ziyade bir gelenek çekti. Düğün yemeği. Bizim bir geleneğimiz vardır. Düğün zamanı gelin, eniştenin evine getirildiğinde erkek tarafı bir ziyafet vermek zorundadır. Bu ziyafette kız tarafından biri çıkar ve sofraya çeşitli yiyecekler ister. Buna raşa istemek deriz. İşte bu ziyafet geleneği Armıdan’da da varmış. “Neler istemezlerdi ki! Kaymak, bal, şarap, tulumla şarap, balla karışık şarap, gelinin kardeşi için boyu kadar ballı sucuk. İsterlerdi! Kızlarını veriyorlardı, ne diyebilirdik? Mecburduk vermeye, hizmet etmeye.”(s.195-196)

Tek tek hikayelerin dışında, neredeyse bütün hikayelerde bizim oraları hatırlatan bir yer ismi, tarla ismi, yemek ismi, bir nesne ismi karşıma çıkıp duruyor. Bu yer adlarından bazılarını paylaşmak istiyorum. “amırkar- sağlam taş, adzvidag- bahçe altı, bader- duvarlar, bekirtsik- bekirgil, çırap- su kıyısı, gaban-geçit, garmir kar- kızıltaş,  garmir hoğer, kızıl topraklar, karnan campaner- ilkbahar yolları, leğ ağpür-acı çeşme, lusağpür, ışık çeşme, teğ çur- şifa suyu, vernağpür- yukarı çeşme, yergu karug- iki taşçık. Bugün gidin gezin hem Hopa’nın hem Rize’nin Hemşin köylerinde bu yer adlarına benzer adlara her yerde rastlarsınız.

Ermeni köy edebiyatının birkaç örneğini okumak bile benim üzerimde belki de birçok makalenin, bilimsel çalışmanın, tumturaklı lafların ötesinde bir etki yarattı. Çünkü anılarımdaki ve hatta zaman zaman hala içinde bulunduğum yaşamın öyküleri bunlar. Aynı zamanda bu hikayeler bana dinini değiştirmenin öyle her şeyin değişmesi anlamına gelmediğini bir kere daha gösterdi.


Hemşinliler de toplumun diğer kesimleri gibi hızla kentleşiyorlar. Dillerini ve kültürlerini yaşadıkları ve yeniden ürettikleri alanlardan hızla büyük şehirlere veya kendi şehir merkezlerine geliyorlar. Bu durum asimilasyonu hızlandırıyor ve kaçınılmaz görünüyor. Ama hala yapabilecekleri bir şeyler var:  Geçmişlerini keşfetmenin ötesine geçip onu fethetmek ve bu sayede dillerinin ve kültürlerinin yok olmasını engellemek, onu geleceğe taşımak gibi, dillerinin ve kültürlerinin geniş coğrafyasıyla bağ kurmak gibi… Ermeni köylü edebiyatı okumaları bu açıdan da önemli bir olanağın farkına varmamızı sağlıyor. Hemşinlilerin asimile olmadan kentlileşmesinin bir imkanı bu aynı zamanda. Ortak kültürel geçmişe yaslanarak kentli Ermenilikle bağ kurmuş bir Hemşinlilik. Zira Hemşinliliğin kentli Ermeni kimliğine katabileceği çok şey var; kentli Ermeni kimliğinin yeni kentlileşen Hemşinlilere katacağı çok şey olduğu gibi.


Mahir Özkan
Ağustos 2014