Geçmişten geleceğe....
hemşince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hemşince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2014 Cumartesi

Saklı Kelimeler-2: Ailemiz



Hemşince’de aile üyelerini ve akrabalık ilişkilerini niteleyen sözcükleri çoğu Hemşinli bilir. Ancak bazı sözcükler saklı kalmıştır. Çok bilinenler az bilinenler ve farklı bilinenleri ile işte ailemiz:
Aile sözcüğü Hemşincede tam olarak karşılamasa bile “oluşağ (oğul-uşak?)” sözcüğü ile ifade edilebilir. Bu kelimeyi daha çok ailenin büyüğü esas olarak da babası kullanır. Ermenicede ise “ındanik ve dnetsik” (dunetsik) sözcükleri kullanılmaktadır. Hemşincede unutulmuş olan bu sözcükler yine de Hemşinlilere tanıdık gelecektir.

Büyük baba, dede anlamında “bab”, annenin babası için  “keru bab- dayı dede” sözcükleri, seslenme sırasında ise, “babi”, “babila”sözcükleri kullanılmaktadır. Büyük anne anlamında kullanılan sözcük ise “mami / momi” dir. Bu sözcük hem anneanne hem babaanne için kullanılır.


Hemşincede çocuk anlamına gelen sözcük “dağa” sözcüğüdür. Kız çocuğu anlamında ise “ağçig” kullanılır. Küçük kız çocuğu anlamında “ağçkelat” kullanılır. Kız çocuğu olarak “ağçgena dağa” ve erkek çocuk anlamında “mança dağa” sözcükleri de kullanılmaktadır. Ergenlik döneminde çocukları ifade etmek için ise “norlus” sözcüğü kullanılmaktadır. “Orti” sözcüğü ise “evlat” ve “yavru” anlamına gelen bir sözcüktür. Ayrıca eskiden “orti” sözcüğünün sülale belirten anlamda kullanıldığına dair tanıklıklar mevcuttur. Örneğin bir süleleyi ifade etmek için “….ortik” kullanılabilmektedir. Türkçedeki “…oğulları”, “…giller” sözcüklerine karşılık gelmektedir. “Bekarortik”, “makarortik”, “vayiçortik” vb.

Hemşince de anne ve baba karşılığında sırasıyla, “mar “ve “dad” sözcükleri kullanılmaktadır.
“mar” çunim u “dad” çunim
kuğin meç martsu çunim…

Anne sözcüğünün bu kullanımın dışında “ma”, “may”, “mayila”, “mayig”, “mayrig” gibi kullanımları da mevcut. Baba sözcüğü ise seslenme sırasında genellikle “dad” yerine “baba” şeklinde kullanılır. “Ye ma inç bes es - ye anne nasılsın”, “ye baba hats udoğ es ta? - ye baba yemek yiyecek misin?” Bunlar genellikle çok bilinen kullanımlardır. Bunların dışında bir kullanım ise daha az bilinir. “Mayr ve hayr” sözcükleri nadir olarak da olsa kullanılan sözcüklerdir. Babamın küfrederken kullandığı sözcüklerin ne anlama geldiğini uzun zaman çözememiştim. Sözcükler üzerine düşünmeye başlayınca duyduğum sözcüklerin anne ve baba anlamına geldiğini anladım. “Ku hayrn u mayre k.nin şeniye…- senin ananı ve babanı s..sin köpekler” genellikle bir hikaye anlatırken kızdığı, yanlış bir hareket yapan hikaye karakterine babam bu şekilde küfrederdi.

Anne ve babadan onların kızkardeşlerine geçince bu sözcüklerle bağlantılı sözcükler çıkıyor karşımıza. Teyze anlamındaki “mokur” sözcüğü mayr (anne) ve kuyr (kızkardeş) (mayrikur) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşur. Hala anlamındaki “hokur” sözcüğü ise hayr (baba) ve kuyr (kızkardeş) (hayrikur) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşur. Teyzenin kocası için “mokurar”, halanın kocası için ise “hokurar” sözcükleri kullanılmaktadır. Bu sözcüklere Hopa yöresinde pek rastlanmazken Çayeli Senoz vadisinde kullanılmaktadır.

Anne ve babanın erkek kardeşleri ise “keri” ve “hopar” (hayr(baba) ve ağpar(kardeş) sözcüklerinden)’ dır. Dayı ve amcanın karıları sırasıyla “keregin” (keri ve gin-dayı ve kadın) ve “oğegin” (hayr ile bağlantılı olarak oğe -amca?ve gin- kadın) dir.

Bu sözcüklerde gördüğümüz gibi “gin” kadın anlamına gelmektedir. Ermenice sözlüklerde de “gin” kadın anlamına gelmektedir. Peki kadın anlamında Hemşinlilerin kullandığı “genig” sözcüğü nereden geliyor?

-ig eki Ermenice küçültme ekidir. Bu ek Türkçedeki karşılığı  -cik olan ektir. Bu ekin kullanıldığı sözcüklere  “Bidzilig(küçücük)”, “mayrig(annecik)”, “hayrig(babacık)”, “kuyrig(kızkardeşcik)”, “hadig(tanecik)”,  “genig(kadıncık) sözcükleri örnek verilebilir. İlk dört örnek Ermenice ve Hemşincede aynı şekilde küçültme anlamını içerecek şekilde kullanılan sözcüklerdir. “Hadig” ve “genig” sözcükleri ise Hemşincede küçültme olmaksızın tane ve kadın anlamı kazanmıştır. Ermenice de “had”tane”, “gin” “kadın” anlamına gelmektedir. “Gin” sözcüğü Hemşincede “keregin” ve “oğegin” sözcüklerinde kadın anlamını korumuş görünmektedir. Ermenice konuşan arkadaşlarla yaptığımız bir sohbette kaç kardeş olduğumuzu sorduklarında “mek in hadig ağparik-biz dokuz tane kardeşiz” dediğimde gülüşmüşlerdi. Çünkü hem dokuz kardeş olup hem de bunu “dokuz tanecik” şeklinde ifade etmem komik bir durum ortaya çıkarmıştı.


Adam anlamında “mart” sözcüğü kullanılmaktadır. Bu sözcüğün kullanımı İngilizcedeki “man” sözcüğü gibidir. Yani hem insan anlamı hem adam anlamını içermektedir. Erkek anlamında ise “manç” ve “gedriç” sözcüğü kullanılmaktadır. “Gedriç” sözcüğü (Ermenice gdriç), Ermenice sözlüklerde “cesur, yiğit” anlamına gelmektedir. Hemşincede bu anlamıyla kullanıldığını annemin bir sohbetinde fark ettim. Bir arkadaşının bir tartışma sırasında aldığı cesurca tutumu anlatmak için “isman dağnine gedriç asats, inçu asoğer.-böyle doğrudan cesurca söyledi, ne söyleyecekti ise.” Sözcüğün burada cesur anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Gedriç” sözcüğünün çoğunlukla erkekler için kullanılması doğal olarak erkek egemen toplumsal değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Türkçede de “yiğit” sözcüğünün sıfat olarak çoğunlukla erkekler için kullanıldığı düşünülürse, “gedriç” sözcüğünün de çoğunlukla erkekler için kullanılması daha kolay anlaşılacaktır.

mahir özkan

8 Ağustos 2014 Cuma

Saklı Kelimeler-1: Aşuş ve Put Enuş / Bakmak ve Dikkat Etmek


Hemşince yok olma tehdidi altında olan bir dil. Bu nedenle de diline ve kültürüne sahip çıkmak isteyen, onu gelecek kuşaklara taşımak isteyen insanlarda tek bir kelimeye karşı bile büyük bir hassasiyet olması kaçınılmaz. Son zamanlarda Hemşince konuşabildiğim ailemden ve çevremden insanlarla yaptığım muhabbetlerin bir yönünü de bu hassasiyet oluşturuyor. Özellikle annemle yaptığım sohbetlerde her kelimeyi didikliyor, yeni duyduğum kelimeleri kaydediyorum. Onu bıktırma ve anlattığı konuyu bölme pahasına, benim bilmediğim, yeni kullandığı kelimenin anlamını uzun uzun açıklamasını istiyorum. Bu açıklamaları kaydediyorum.
Bir yandan da Hemşince ile ilgili yaptığım sözcük derlemeleri, taramaları ve Hemşince öykü, şiir, masal, çeviri çalışmaları sırasında ihtiyaç duyduğum kelimeleri ararken karıştırdığım sözlükler, sorduğum büyüklerden edindiğim bilgiler oldukça fazla malzeme biriktirmemi sağlamış durumda. Bu kayıtları, Hemşince’nin artık neredeyse kaybolmak üzere olan kelimelerini, deyimlerini açığa çıkarmak için yapılan arkeolojik bir kazıya benzetiyorum. Her yeni öğrendiğim kelimede büyük bir heyecan ve keyif duyuyorum. Umarım siz de saklı kelimeleri keşfederken benim aldığım keyfi alırsınız.

Aşuş

Ortalama düzeyde Hemşince bilen birisine “aşuş” kelimesi ne anlama gelir diye soracak olursanız muhtemelen cevap alamazsınız. Çünkü tek başına bu kelimeyi duymuş olma ihtimali çok zayıftır. Ama kendisine, nen aşuş, yed aşuş, viy aşuş- ver aşuş, var aşuş, derseniz söylediklerinizi anlayacaktır. Size “nen aşa” diyen kişinin sizinle aynı yükseltide, “ver aşa” diyen kişinin sizden yüksekte, “var aşa” diyen kişinin sizden aşağıda, “yed aşa” diyen kişiye ise sırtınızın dönük olduğunu bilirsiniz. Başka bir şey daha bilirsiniz. Bu kişi sizden kendisine doğru bakmanızı istemektedir. Hatta bu kelimenin geçtiği meşhur manilerimiz de vardır.
Ka cefukan u elles
Dandzetsan xavağ kağa
İndzi u desnus hana
Mem al mem al yed aşa

Yani aşuş, bakmak anlamına gelmektedir. Ama ben bugüne kadar aşuş kelimesinin tek başına bakmak anlamında kullanıldığını duymadım. Biz bakmak anlamında “put enuş” kelimesini kullanıyoruz. Ama mesela nen put aa, ver put aa şeklinde de bu kelimeyi kullanmıyoruz. Bunu fark edince bu kelimeleri sözlüklerde aramaya karar verdim. www.nayiri.com adlı bir internet sözlüğünde yaptığım taramalarda kelimelerin ikisini de buldum. Sözlüğe göre aşuş; “bakmak, göz atmak” anlamlarına geliyor. Put sözcüğü ise, puyt şeklinde geçiyor ve “dikkat” anlamına geliyor. “Put enuş” ise “dikkat etmek” anlamına geliyor. Peki Hemşince’de dikkat ne anlama geliyor. Benim bildiğim doğrudan dikkat anlamına gelen bir sözcük Hemşincede yok.

Demek ki biz birbirine çok yakın anlamları olan dikkat etmek ve bakmak kelimelerinin ikisini de bakmak anlamında kullanmaya başlamışız zaman içerisinde. Tabi bu dikkat (put) kelimesinin bakmak anlamında daha fazla kullanılmasından dolayı zaman içerisinde dikkat anlamının ortadan kalkmasına yol açmış. Ama “aşuş” kelimesinin yanındaki eklerle birlikte de olsa korunmuş olması bizim için bir şans. Bu sayede dikkat kelimesini belki yeniden dikkat anlamında da kullanmanın imkanını bulacağız.


Biraz düşününce bu kelimenin dikkat anlamına yakın kullanımlarına da Hemşincede rastlamanın mümkün olduğunu görüyoruz. Mesela birisi ile hararetli bir konuşmanın ortasındayız ve önemli şeyler anlatıyoruz. Karşımızdaki zaten bize bakıyordur. Ama biz sözlerimizi dikkat etmesini istediğimiz zamanlarda, “tun indzi put aa, astadzniyes mitkad hanel mi- sen bana bak (benim dediklerimi dikkate al), söylediklerimi aklından çıkarma” deriz. Burada tam olarak dikkat anlamına gelmese de bu kullanımının ipuçlarını veren bir kullanım olduğunu söyleyebiliriz.

Mahir Özkan
Ağustos 2014 

Ermeni Köy Edebiyatı, Hemşin Kültürü ve Çağrışımlar – 2



Ermeni köylü edebiyatında çağrışımlar aramaya, Agın / Eğin (Kemaliye)’nin Armıdan köyünün hikayelerini, yaylada, soba başında Hemşinli ihtiyarlardan dinliyormuş gibi okuduğum, Hagop Mintzuri’nin kitabıyla devam ediyorum. Yaylada dinliyormuş gibi demem boşuna değil. Bu hikayeleri okurken defalarca araya girdim. Karakterlerle sohbet ettim. Babama, anneme, ablama sorular sordum. Sohbete onları da kattım. Çünkü Mintzuri’nin eşsiz üslubu yayla evi ortamını sağlıyordu bize. O zaman buyurun bu sohbetin notları size.

Mintzuri: Turnam Nereden Gelirsin

Altınlar kitabın ilk hikayesi. Hikayenin ilk sayfasında (s.11) çağrışım yapan ilk kelime karşıma çıkıyor: Tump. Ablama dönüyorum ve soruyorum: “Bizim ağayinin aşağısındaki tarlaya miça tump (iç tepecik) demiyor muyuz biz?” Tump ile ilgili kitabın arkasındaki açıklama her şeyi yerli yerine oturtuyor. Tam da tanımlandığı gibi bir tarla bizim miça tump. Tabi miçası da iki dere arasında kalmasından kaynaklanıyor. Pliti görünce bizim pelit aklıma düşüyor (s.21). Mintzuri ballısını anlatıyor. Ben ballısını yemedim valla. Biz en fazla reçel koyardık içine. Ya da sıcakken tereyağı ve vaznad. (lor, minci)

Ama bu hikayenin benim aklıma getirdiği en önemli şey bunlardan biri değildi. Çaldığı altınları yiyemeyen Bekçi Kalos, bana Ermenilerin gömdüğü altınları arayan hazine avcılarını hatırlattı. Artvin’de buldukları bir harita ile altın arayanların, kazıdıkları her yerden kemik çıktığını söyledikleri bir muhabbete tanık olan momi, onlara sarsıcı bir laf etmişti, hiç unutmam: “Orti, hoğin dage inç teyik u inç elloğer.- Yavrum, toprağın altına ne koydunuz ki ne çıkacaktı.”

Zengin Ermeni miti geliyor aklıma. Ermenilerle ilgili ne zaman bir şeyler konuşulsa konunun bir şekilde haritalara, gömülen altınlara geldiği sohbetler... Bu hikayeleri herkes okusa keşke diyorum. Bu algıyı değiştirmek için gösterdiğim gayretler geliyor aklıma. Bu tartışmaları yaptığım insanlara o kadar dil dökmek yerine bu hikayeleri okumalarını salık verseydim keşke diyorum. Benim saatlerce anlatamayacağım yaşamı nasıl da capcanlı gözlerinin önüne sererdi bu hikayeler.

Sonbahar hikayesinde bizim Poşalar çıkıyor karşıma. (s.24) Biz de Artvin’de Ermenistan çingenesi olduklarını sonradan öğrendiğim, dillerinde Ermenice birçok kelime bulunan Çingenelere poşa deriz. Babam çocuklar sevimlilikler yaptığında, dans ettiğinde falan onları poşa diye sever.
Bir dede torununa; “Torunlarımın içinde en akıllı sen olacaksın. Kızları bırak, onlar gidecekler, elin evini şenlendirecekler” diyor. (s.29) Babama, “Kaç çocuğun var?” dediklerinde; “Dört çocuğum var, beş de kız” diye cevap verirdi. Bu ataerkillik meselesi her yerde var belki. Doğru. Ama her yerde aynı biçimde ortaya çıkmıyor. Babamın kızının evinden bahsederken sürekli “elin evi” diye bahsetmesi Armıdanlı dedeyle akrabalığından mı dersiniz?

Armıdanlılar da bizim gibi, Leğağpürde su içiyorlar laği laği (kekremsi acı bir tat). Babamın bacaklarını yemesine rağmen yoksulluktan giydiklerini söylediği pantolonların kumaşını yani valayı yere seriyorlar, yemek yemek için üzerinde.

Isdanbol hikayesi bizim gurbetçiliğimizi hatırlatan, ve hasret çekenlerin derdine tercüman olan şu sözlerle kalacak aklımda: “İstanbul’u methetmeyin, aşağılıktır; dağları dumanlı, yolları taşlıktır. İt gibi ulusun İstanbul’u diken, unutur bizi oraya giden.”

Çocukluk hikayesinde çocukluğumun kuşu kukku çıktı karşıma. Hem de aynı, o zamanki gibi utangaç. Biz de sadece sesini duyar, kendisini göremezdik. Bizim için artık efsaneleşmiş bir kuştu kukku. “… biz ona ‘gugguuu’ diye seslenirdik. Sonra da o ‘gugguuu’ derdi… usanana kadar…’eee sen seslen dur, biz artık söylemiyoruz’ derdik. O, biraz durur gene başlardı. O bizi görür, biz onu göremezdik.”(s.55-56)

Analarımız, tanıdık kelimelerle başlayan bir hikaye. Mayr, hayr, hars. Anne, baba, gelin. Ama bu hikayede öğrendiğim belki de en ilginç şey şu: Şehirli Ermeni arkadaşların aksine Armıdanlıların bizim gibi, yaşlı kadınlara mama (mami, momi) demeleri (s.67): “Bizleri ninelerimiz büyütürdü. Analarımızın görevi bizi sütten kesilene kadar emzirmekti… Utanırlardı bizi sevip okşamaya. Evde kaynanaların ve başkalarının varlığında bizi kucaklamaz, bizi alıp oturmazlardı. Kınanır, ayıplanırlardı.”(s.68)
Hemşinli çocuklar da momilerinin koynunda büyüdü çoğu zaman. Anneleri çay toplarken momi ile yaylalara çıktı. Anadilini, doğal ortamında öğrenen belki son kuşak olacak momileri ile yaylalara çıkan o çocuklar. Gelin kaynana ilişkileri ne çok benziyor bizimkilere. Başka bir sürü ritüel, hepsi resmedilmiş. Babamın annemin anlattıkları geliyor aklıma. Bizimkilerin birbirlerine seslenirken hala isimlerini söylememeleri geliyor aklıma. Bizimkiler yani annem ve babam hala birbirlerine seslenirken “Kimanas ta? Duyuyor musun?” derler. Armıdanlılarda var da, İstanbullularda kalmış mıdır, bilmem.
Bebeğe Armıdanlılar bılig diyorlar. Aslında biz de bulig diyoruz. Ama kullanımı çok daralmış. ‘Gözümün bebeği’ anlamında “açvetses bulige” diyoruz mesela kıymetlilerimize. Bu anlamıyla birkaç manide de rastlamak mümkün.

İlk çocuk’ta çocukluk yıllarımın bir ünlemi ile karşılaşıyorum. Biz köyde çay toplarken benim çok önemli bir görevim olurdu. O zamanlar ne teleferik vardı ne de en uzak tarlalara kadar giden araba yolları. Çayları tarlalardan kendi sırtımızda galatlarla taşırdık. Tabi bir de eşek veya at gibi yük hayvanlarıyla. Bizim eşeğimiz olurdu. At alacak kadar zengin değildik. İşte bu eşeğin sorumluluğu bende olurdu. Aynı Armıdanlı çocuklar gibi ben de “çooo!” diye bağırırdım da sözümü dinletemezdim eşeğe (s.87).

Utanç’ta da analarımızda olduğu gibi gelinlik meselesi çıktı karşıma. Hem de tam adıyla gelinlik etmek, dil saklamak diye. Büyüklerinin yanında konuşamayan, utanan sıkılan gelin; büyüklerinin yanında kocasının yanına gidip yatamayan gelin, nasıl da tanıdık geliyor (s.92). İşte, Sila hikayesinde anlatılan başka bir gelin. Kendisine getirilen hediyelere nasıl gizli seviniyor. “Sıloyan’ın karısı Areknaz hepsini taşıdı, sandık odasına götürdü. Onlar evin kızıydı, çekinmezlerdi. Kendisi gelindi, evin geliniydi, kaynanasının, kaynanalarının, kaynatasının yanında sevincini belli edebilir miydi?”(s.258)

Şaban Ali’nin hikayesinde kitabın en büyük sürprizi saklıydı. Ben Ermeni köylü edebiyatında Hemşin çağrışımları ararken, bu hikayede Hemşinlinin kendisi kanlı canlı karşıma çıktı. Hem de Mingrel Laz Hasan da cabası. “Hasanın konuştuklarını bazen anlamaz tekrar ettirirdim” diyor yazar.  Bugün bile bazılarının Hıristiyan oldukları için Mingrellerle Lazların ortak köklerini reddettiği düşünülürse 1930’larda geçen bir hikayede bu isimlerle karşılaşmak heyecan verici (s.109).

Hemşinli Şaban Ali ile aralarındaki diyalog ise çok ilginç:
 “…Vartavar ayında gene ‘Vazanağpür’ e gidiyor, eğlenceler yapıyor musunuz?”
“Her yıl gideriz, eğleniriz.”
Oşin sağ mıdır? Yaşıyor mu?”
“Yaşlıdır ama sağlıklıdır, yaşıyor.”
“Nasıl olmuş da O, bir tek Ermeni kalmış aranızda?”
“Bizim köylüler saklamışlar. O’nu da bizden, bizim köyden sayıyoruz.”
“Biz Ermenice konuştuğumuzda siz anlıyor musunuz?” diye sordum.
“Siz, bizler gibi konuşmuyorsunuz, anlamıyoruz; birkaç kelime anlıyoruz.”
“Bak şimdi, siz ‘usdi gukas, tor gertas’ dersiniz, yani ‘nereden gelirsin, nereye gidersin?’ biz de urge gukas, ur gertas’ deriz. (s.111-112)

Isırgan otuna ne dediklerini sorduğunu ve verdiği cevabı hatırlatıp ekliyor. “Kalıbımı basarım, İstanbul’daki elli-altmış bin Ermeni’nin içinde on kişi çıkmaz ısırgana Ermenice yeğiç dendiğini bilen.”(s.112)
Hikayenin içinde bugünün bir çok tartışmasını bulmak mümkün. Bir yandan Karadenizlilerin hepsine Laz diyor. Bir yandan Lazca konuşan Laz’ı ayırmak için Mingrel Laz diyor. Verdiği örnek cümleye bakılırsa Hemşin’de o tarihlerde hala Hemşince konuşulabiliyor. Ve tabi bugün hayal meyal hatırlanır olan vartavar şenliği her yıl kutlanıyor. Dikkat çeken başka bir şey ise bunca yıl geçmesine rağmen İstanbul’daki Ermeni nüfusunun hala o günlerde telaffuz edilen sayılarda olması, hiç çoğalamaması. Ayrıca hala tanıdığım İstanbul Ermenisi birçok arkadaşım ısırgana eğinç dendiğini bilmiyor, Rize Hemşindekilerin çoğu ise bu kelimeyi hala biliyorlar, artık Hemşince cümle kuramıyor olsalar bile. Tabi merak ettğim başka bir şeyse şu: Acaba Oşin’e ne oldu? Çocukları, torunları var mıydı? Hala onu tanıyan birileri var mı oralarda?

Yılan parmağımı soktuuu! Yılan parmağımı ısırdı; hikayesinde ölüm ve ölüm karşısındaki tepkilerin nasıl bizimkilere benzediğini gördüm. Ağıt yakanların adeta bir hikaye anlatır gibi; olayı, ölenin hayallerini, onunla yaşadıkları anıları anlattıkları yakarışları bizim kovuşlara benziyor: “… annen baban sağ, bacıların, evlatların sağ, sen nasıl dünyayı bıraktın gittin? Tışho, Tışho! İrisgin oldun, derbabayla beraber öleydin de bugünü görmeyeydin. Tışho! Tışho! Sen nasıl bağ evinin kilidini alayım dedin de asmanın altına bakmadın, kilit yerine yılanı tuttun, alnına bu mu yazılıydı?” Ağıtlar olduğu gibi ölü evine bir hafta boyunca köylülerin yemek yapıp götürmesi geleneği de tanıdık ve bizden.(s.168-169)

Biz ne giyerdik?de benim dikkatimi giysilerden ziyade bir gelenek çekti. Düğün yemeği. Bizim bir geleneğimiz vardır. Düğün zamanı gelin, eniştenin evine getirildiğinde erkek tarafı bir ziyafet vermek zorundadır. Bu ziyafette kız tarafından biri çıkar ve sofraya çeşitli yiyecekler ister. Buna raşa istemek deriz. İşte bu ziyafet geleneği Armıdan’da da varmış. “Neler istemezlerdi ki! Kaymak, bal, şarap, tulumla şarap, balla karışık şarap, gelinin kardeşi için boyu kadar ballı sucuk. İsterlerdi! Kızlarını veriyorlardı, ne diyebilirdik? Mecburduk vermeye, hizmet etmeye.”(s.195-196)

Tek tek hikayelerin dışında, neredeyse bütün hikayelerde bizim oraları hatırlatan bir yer ismi, tarla ismi, yemek ismi, bir nesne ismi karşıma çıkıp duruyor. Bu yer adlarından bazılarını paylaşmak istiyorum. “amırkar- sağlam taş, adzvidag- bahçe altı, bader- duvarlar, bekirtsik- bekirgil, çırap- su kıyısı, gaban-geçit, garmir kar- kızıltaş,  garmir hoğer, kızıl topraklar, karnan campaner- ilkbahar yolları, leğ ağpür-acı çeşme, lusağpür, ışık çeşme, teğ çur- şifa suyu, vernağpür- yukarı çeşme, yergu karug- iki taşçık. Bugün gidin gezin hem Hopa’nın hem Rize’nin Hemşin köylerinde bu yer adlarına benzer adlara her yerde rastlarsınız.

Ermeni köy edebiyatının birkaç örneğini okumak bile benim üzerimde belki de birçok makalenin, bilimsel çalışmanın, tumturaklı lafların ötesinde bir etki yarattı. Çünkü anılarımdaki ve hatta zaman zaman hala içinde bulunduğum yaşamın öyküleri bunlar. Aynı zamanda bu hikayeler bana dinini değiştirmenin öyle her şeyin değişmesi anlamına gelmediğini bir kere daha gösterdi.


Hemşinliler de toplumun diğer kesimleri gibi hızla kentleşiyorlar. Dillerini ve kültürlerini yaşadıkları ve yeniden ürettikleri alanlardan hızla büyük şehirlere veya kendi şehir merkezlerine geliyorlar. Bu durum asimilasyonu hızlandırıyor ve kaçınılmaz görünüyor. Ama hala yapabilecekleri bir şeyler var:  Geçmişlerini keşfetmenin ötesine geçip onu fethetmek ve bu sayede dillerinin ve kültürlerinin yok olmasını engellemek, onu geleceğe taşımak gibi, dillerinin ve kültürlerinin geniş coğrafyasıyla bağ kurmak gibi… Ermeni köylü edebiyatı okumaları bu açıdan da önemli bir olanağın farkına varmamızı sağlıyor. Hemşinlilerin asimile olmadan kentlileşmesinin bir imkanı bu aynı zamanda. Ortak kültürel geçmişe yaslanarak kentli Ermenilikle bağ kurmuş bir Hemşinlilik. Zira Hemşinliliğin kentli Ermeni kimliğine katabileceği çok şey var; kentli Ermeni kimliğinin yeni kentlileşen Hemşinlilere katacağı çok şey olduğu gibi.


Mahir Özkan
Ağustos 2014





11 Mayıs 2013 Cumartesi

İstanbul Ergu Yaka


istanbul ergu yaka
ergu garmucov gabvadz
yes u tun ergu aşiğ
serdin meçnan pattevadz

ergu yaka gabvadza
anune istanbula
mart u genig gabvadza
anune aşikluğa

istanbule şad heru
desnul çim kezi kalu
inçbes enim u danim
ku dade izin dalu

istanbule medz kağ a
merte martu şad bağ a
hayde ertak lerniver
erand abruşi dağ a

inç pan unis istanbul
isu inu ağar kul
hayde gasim kağniver
imana çes ağar xul

istanbule hazgenes
kağniver campa çunes
hauri hed xosis gu
dzotsid memen al çunes

istanbulin campanin
arabatsov liktsadza
maxkes arer sud dağe
ku ikbaled xepvadza


kiroğ: mahir özkan


5 Nisan 2009 Pazar

Cadı Hikayeleri 3



Kışın zamanın büyük bölümünü evde geçirirdik. Metrelerce karın örttüğü yollar izin vermezdi fazla uzaklaşmaya. Hem erkenden akşam olur, hava kararırdı. Köyden uzaklaşmak da pek güvenli değildi. Çünkü aç kalan kurtlar ve ayılar köyün yakınlarına kadar inerlerdi. Bu yüzden kışın en iyisi evde vakit geçirmektir. Evde geçirilen uzun zamanlarda “misket,” “maya,” “öğretmencilik” hatta kalabalık olunca “eşinden memnun musun?” gibi oyunlar oynardık. Tabi en büyük eğlencemiz momiden hikayeler dinlemekti. Ama bu hikayeler artık benim için sorun olmaya başlamıştı. Özellikle cadı hikayeleri. Cadı hikayeleri beni çok korkutuyordu. Anladığım kadarıyla köyümüzde de cadı vardı. Ama ben kim olduğunu bilmiyordum. Artık yaşlı kadınlarla yalnız kalmaya korkar olmuştum. Her gördüğüm kadını “cadı acaba bu mu?” diye baştan aşağıya süzüyordum. Bütün davranışlarını izliyor, onlarla yalnız kalmaktan özenle kaçıyordum.

Bir gün artık dayanamadım. Momiye: “me kağis cadun vova? Asa indzi. Kağis emmen baravan vaxim gu (bizim köyün cadısı kim? Söyle bana. Köyün bütün yaşlı kadınlarından korkuyorum)” dedim.

Momi: “orti, me kağis caduin vov elluşe ook çkida. Asa, ana gasin. Ama ook şidag desats çuni. Cudu a dei megime maxke arnus a na kelxut medz pon kuka. ( yavrum, bizim köyün cadısının kim olduğunu kimse bilmiyor. Budur, şudur diyorlar. Ama kimse gerçekten görmemiştir. Cadıdır diye birinin günahını alırsan başına büyük iş gelir.) dedi. Sonra da cadının açığa çıkmasının ancak iş üstünde yakalanmasıyla ya da kendisini çok kızdıran bir şey yapan birini cezalandırdığında mümkün olduğunu söyleyerek bir hikaye anlattı:

“Guli daha on beş yaşında genç bir kızmış. Ama o zamanlar bu yaş evlenmek için yeterli bir yaşmış. İsteyenlerin ardı arkası kesilmeyince ailesi münasip gördükleri birine vermiş Guli’ yi. Guli ilk zamanların çocukluklarını atlattıktan sonra mutlu bir yaşantı sürmeye başlamış. Yeni yaşamına çabuk alışmış. Elinden başka bir şey de gelmezmiş zaten. Kocasını da zamanla sevmiş. Kendisine iyi davranıyormuş kocası. Tek bir sorunları varmış yeni evli çiftin. Üç yıldır evli olmalarına rağmen çocukları olmamış. Yaşı henüz küçük olduğu için bunu da fazla sorun etmemişler.

Bu mutlulukları fazla uzun sürmemiş. Evliliklerinin üçüncü yılında kocasının ağabeyi ölmüş. Karısı iki çocuğuyla dul kalmış. Kayınpederi büyük gelinini çok seviyormuş. Torunlarının da annesiz kalmasını istemiyormuş. Bu yüzden büyük gelini Guli’ nin kocasıyla nikahlamış. Guli bir türlü bunu kabullenememiş. Düşünmüş taşınmış. İşin içinden çıkamamış. Çünkü kocasını seviyormuş. Hem ayrılsa, boşanmış bir kadın olarak daha iyi biriyle evlenme ihtimali çok zayıfmış. Bir süre, duruma alışmaya çalışmış. Ama nafile. Belki kocasını sevmese durum daha kolay katlanılır olacakmış. Ama sevdiği adamı aynı evin içinde başka bir kadınla paylaşmak dayanılmaz bir hal almış. Sonunda kaçmaya karar vermiş.

Guli bir gün tarlada çalışırken kararını vermiş. Tarladan orman yoluna vurmuş kendini. Köy yolundan gitmesi imkansızmış. İnsanlar köyden tek başına ayrıldığını görürlerse kaçtığını anlar ve izin vermezlermiş. Bir tepenin bir yamacında kocasının bir yamacında babasının evi varmış. Saatlerce yürümüş. Tepeyi tırmanmış. Günü akşam etmiş. Sonunda babasının köyüne gelmiş.

Birkaç gün sonra kayınpederi Guli’ ye haber göndermiş: “ Eğer evine geri dönmezsen kimseye kadınlık edemeyesin.”

Guli’nin babası bu tehdit üzerine çekinmiş. Çünkü köylüler arasında Guli’nin kayınpederinin cadı olduğuna dair söylentiler dolaşıyormuş. Kızının ağzını yoklamış. Guli bu tehdidi pek ciddiye almamış. Babasına: “O eve geri döneceğime ölürüm daha iyi demiş.” Bunun üzerine babası da fazla ısrar etmemiş.

Cadı bunun üzerine bir yumak yün ipinden kırk parça kesmiş. Kırk parçayı birbirine düğümlemiş. Her düğüme kimsenin bilmediği dualar okumuş. Kırk düğümlü iple Guli’nin rahmini bağlamış. Sonra da düğümlü ipi denize atmış.

Gel zaman git zaman Guli’ nin kısmeti çıkmış, evlenmiş. Cadı bu evliliği önceden haber almış. Kırk parça ip hazırlamış. Kırk parça ipi kırk düğümle bağlamış. Her düğüme kimsenin bilmediği dualar okumuş. Kırk düğümlü iple Guli’nin yeni evini bağlamış. Sonra da düğümlü ipi denize atmış. Bu evde çocuk olması artık imkansızmış.

Guli yeni evinde ilk zamanlar mutluymuş. Ama bir sorun varmış. Yıllar geçiyor ama Guli’nin çocuğu olmuyormuş. Hocalara gitmişler, olmamış. Otlar kaynatmış içmişler, olmamış. Doktorlara gitmişler, olmamış. Türlü türlü çareler denemişler, yine olmamış. Tam on iki yıl geçmiş evliliğinin üzerinden ama çocukları olmamış. Evin içinde yıllar yılı bir tek kahkaha duyulmamış. On ikinci yılın sonunda bir gün, kederli Guli’nin bir dikkatsizliği sonucu evde yangın çıkmış. Bütün köylü koşmuş, yetişmiş. Ama ahşap evi yanmaktan kurtaramamış. Ev tamamen kül olmuş.

Köylüler bu duruma çok üzülmüşler. Çünkü Guli’nin kocası çok fakirmiş. Üstelik çocukları olmadığı için insanlar onlara daha fazla acıyorlarmış. Köyün ileri gelenleri hemen gor yapmaya karar vermişler. Bütün köylüler elinden ne geliyorsa, yardım edecekler ve Guli’nin yeni evini hep birlikte yapacaklarmış.

Ev inşaatı boyunca Guli ve kocası komşularının evinin bodrumunda kalıyorlarmış. Birkaç ay içinde yeni evleri hazırmış. Guli yeni eve taşınacakları gün kendini hiç iyi hissetmiyormuş. Başı dönüyor, midesi bulanıyormuş. Evin yapımı sırasındaki yoğun çalışmaya bağlamış önce. Sonra son birkaç ayı düşününce aklından bile çıkardığı şeyin gerçekleştiğini anlamış. Hamileymiş.”

Mahir Özkan



26 Mart 2009 Perşembe

Temal’in Keloxe

Hemşince ve Türkçe olarak.....


Yeek hadik enger tsaxudn ive kayağ enuş gerton. Tsaxudin keloxn ive kellin kayağe genin. Şad barak gelli; hemi inçetsnuş kuzin. Andi inçetsnele erguse uuş compatsove compan işnoğun meg al na satarin kelxan compan inçetsnoğum gasa. Dağin onune temal gelli. Temale çvone cedin gaba gu, ‘yes hemi asti inçetsenim’ gasa. Andi engerdake compan kişnun put genin martun vucude go keloxe çgo. ‘Yahu’ gasin,’asu keloxe gar ta çgar ta’9- inç enik inç enik oç?’ Yuruts put genin,’yahu’ gasin, ‘meg ertak genoçe harts enik balki genige kidena gu’. Genoçe mode gertan. ‘Yahu’ gasin, ‘ku martun keloxe vaan er ta vaan çer ta?’ Genign al gasa, ‘as akvan a’, gasa ‘kahvalti hazirlamiş ai’ gasa ‘bat marte giav ta giav oç ta çkidim,’ gasa.


Temel’in Başı

Üç arkadaş kayık yapmak için dağa giderler. Dağın tepesine çıkıp kayığı yaparlar. Tepe çok diktir. Şimdi kayığı indirmek istiyorlar. Kayığı indirirken ikisi başka yoldan yola inecekler, diğeri satariın başından kayığı indireceğim der. Çocuğun adı Temeldir. Temel ipi boynuna bağlar ve ‘şimdiburdan indireyim’ der. Sonra arkadaşları yola indiklerinde bakarlar ki adamın vücudu var, kafası yok. ‘Yahu’ derler ‘bunun kafası var mıydı yok muydu?’ ‘Ne yapsak ne yapmasak?’ Birbirlerine bakarlar. ‘Yahu’ derler, ‘gidip karısına soralım belki bilir’ Karısının yanına giderler.‘Yahu’ derler, ‘senin kocanın kafası üzerinde miydi değil miydi?’ Karısı der ki: ‘ bu sabah kahvaltıyı hazırladım ama adam yedi mi yemedimi bilmiyorum’ der.

30 Ocak 2009 Cuma

Etnik Bir Kimlik Olarak Hemşinliler / Can Uğur Biryol

Bugün Hemsinliler'in büyük bir çogunlugu Ermeni oldugunu reddediyor. Bölgede kullanilan yer adlari ve gündelik yasantida kullanilan esyalarin isimlerine kadar yerlesik bir Ermenice var aslinda. Vartavar, Hodoç gibi Ermeni gelenekleri devam ettiriliyor. Hemsin, bugün Rize'nin Çamlihemsin ve Pazar-Hemsin ile Artvin Kemalpasa'daki Hemsin yerlesimine ve burada yasayanlara verilen bir isimdir. Hemsin/Hemsinlilik ortak bir kültürü ve yüksek daglarda yasayan insanlari temsil eder.(1)

Hemsinlilerin yasadiklari bölgeler, sadece Dogu Karadeniz degildir. Gurbetçilik sayesinde Türkiye'nin birçok bölgesinde ve eski göçlerle Bati Karadeniz ve Erzurum sinirlarinda da Hemsinlilerin yasadigi bilinmektedir. Dogu Karadeniz denilince akla gelen ilk yerlerden Çamlihemsin, Dogu Karadeniz'in en yüksek noktasi Kaçkar Daglari eteklerinde, tarihi Tebriz-Trabzon ipek Yolu'nun önemli bir geçit noktasinda kurulmustur. Çamlihemsin'de yasayan insanlarin çogu yaz aylarini yayla faaliyetiyle geçirir. Pazarin Hemsin nahiyesinde yasayanlarin birçogu da yaylacilik faaliyetlerini Çamlihemsin sinirlarindaki yaylalarda gerçeklestirdiginden iki Hemsin arasinda bir kaynasma yasanmistir.
Ancak cografi olarak uzak olmasa da, Hemsinlilerin Dogu Grubu olarak bilinenleri bu yakinlasmanin hayli uzaginda. Onlar da Hemsinli olarak bilindikleri halde, Bati Grubu olarak bilinen Çamlihemsin ve Pazar-Hemsin'le pek alakalan yok. Dogu Hemsinlileri (Homsetsi) Peter Andrews'in "Türkiye'de etnik gruplar" kitabinin Hemsinliler bölümünde, Hemsinlilerin Hopa-Kemalpasa tarafinda yasayanlarinin kendilerini "Homsetsi" olarak tanimladiklari yazar. Bu Dogu grubu Hemsinlilerin tam olarak yasadiklari yerler Artvin ilinde, Hopa ve Kemalpasa içinden geçen akarsu düzeni üzerinde yer alir. Doguda Çoruh nehri dogal bir sinir teskil eder. (2)
Dogu Grubu Hemsinlilerinin dili Ermenice'dir. Bati lehçesi ve Türkçe de konusulur. Yöre insanlari her ne kadar Hemsince konustuklarini iddia etseler de aslen böyle bir dil yoktur.(3) 1990'larda Sarp sinir kapisinin açilmasiyla Rusya'dan Dogu Karadeniz'e gelen ilk Ermeniler olmustur. Ermeniler baslangiç olarak Hopa'ya alisveris için ugradiklarinda, yöre halki ile dil bakimindan kaynastiklari görülmüstür. Bugün her ne kadar kendilerini Ermeni olarak tanimlamasalar da, konustuklari dil Ermenice ve bazi kaynaklarca Ermenice'nin bir lehçesidir. Peter Andrews'e göre konusulan Ermenice'nin en az iki lehçesi vardir ve köyden köye degisiklik göstermektedir, Ses sisteminde farkliliklara rastlanabilen dilde sasirtici arkaik (ilkel) unsurlarla birlikte, Türkçe'den ödünç alinmis özelliklerde mevcuttur.(4)
Doguda yasayan Hemsinlilere iliskin Peter Andrews'in çalismasindan esinlenen Hale Soysü, "Kavimler Kapisi-1" adli eserinde (s. 123-141) Hemsinlileri tanittiktan sonra, cografik yerlesim alanlarini 'Ermenice konusanlar' ve 'Türkçe konusanlar' diye ikiye ayirmis. Dogu Grubu'nda esas olarak dilden hareket edilerek kimlik çikarilmis göründügü halde, bu Ermeni kökenliligin reddi anlamina gelmiyor. Bütünüyle Türklesen Dogu Grubu Ermenice konustugu halde, Ermeni kökenden oldugunu inkar ediyor. Hale Soysü bu durumu 'Ermeni olmadiklarini Ermenice söylüyorlar' diyerek özetliyor. Dogu Grubu Hemsinlilerinin gündelik hayatta kullandiklari bazi kelimeler sunlar mar (anne), dad (baba), momi (nine), çur (su), dzar (agaç), tur (kapi) Dogu Hemsin de diger Hemsinler gibi yaylacilik faaliyetlerini sürdürüyor. Bunun disinda giyimden yemek kültürüne kadar folklorik ögelerin ve ritüellerin Artvin'e özgü oldugu söylenebilir. Dogu Hemsin'de karalahana ve içyagi ile pisirilerek, koyulasmasi için misir unu katilan bir yemek var Abur. "Aburla mi büyüdün?" sözü ise Dogu Hemsinliler arasinda köyün disina çikmamis, kültürsüz insanlara söylenen yaygin bir söz diye biliniyor. Gerek cografi konumu gerek kullandiklari dil bakimindan Dogu Hemsinlileri (Homsetsileri) Bati Grubu'ndan ayiran kimligin neden farkli oldugu bir sir gibi.
Bati Grubu (Armeni) Bati Hemsinliler olarak adlandirilan grup Çamlihemsin ve Pazar-Hemsin'in yüksek kesimlerinde yasayan ve bir etnik kimligi temsil eden halklardir. Komsulari Lazlar da bu Hemsinlilere Armeni derler.(5) Daha yaygin bir söyleyis 'Kalin kaburgali Ermeni'dir. Ne var ki artik Lazlar ve Hemsinliler arasinda bu denli yaygin söylenisler kalmamistir. Rekabet de yavas yavas ortadan kalkmis, birbirlerine kiz alip vermeyen ve düsman olan iki toplum artik daha samimi olmustur. Lazlarin çay tarimi için Hemsin'in dag köylerine gelmesi iki halki birbirine yakinlastirmistir. Hemsin üzerine arastirma yapmis olan birçok yazar, Bati grubu Hemsinlilerinin tamamen Türklestigini ve Ermeniligi reddettigini söylemektedir. Günümüzde Bati Hemsinliler, içinde Ermenice kelimelerin de bulundugu degisik aksanli bir Türkçe konusmaktadirlar.
Bazi arastirmacilar, Bati grubu Hemsinlilerinin dillerini unuttuklarini söylerken, bazilari da böyle bir dilin olmadigini, olsa bile unutulamayacagini (Lazca örneginde oldugu gibi) ifade etmektedir. Bati Grubu Hemsinlileri Ermeni olduklarini reddetseler de Vartavar (Hemsin'de Vartevor deniliyor), Hodoç gibi Ermeni geleneklerini, senliklerini devam ettiriyorlar.'6' Bati Grubu Hemsinlilerini Dogu Grubu'ndan ayiran en önemli özellikleri, kimlikleri haline gelen pastacilik ve firincilik meslekleridir. 19. yüzyilin baslarinda Rusya ve Avrupa'nin bazi kentlerine giderek bu meslegi ögrenmis olan Hemsinliler, daha sonra Türkiye'ye dönerek hem bu meslegin yayilmasini saglamislar, hem de kendilerine gurbetin kapilarini açan mesleklerini icra etmisler. Bugün büyük sehirlerde ve hatta Hakkari'de bile bilinen pastane ve firinlarin çogu Hemsinliler'e aittir.
Hemsin tarihi hakkinda Hemsinlilerin kökenlerinin Ermenilere mi Türklere mi dayandigi konusu çesitli spekülasyonlara neden olmus ve çok tartisma yaratmis bir husustur. Fahrettin Kirzioglu, Hemsinlilerin Türk kökenli bir halk oldugunu kanitlamaya çalisanlardandir. Ona göre Hemsinlilerin atalari Arsaklilarla birlikte 2200 yil önce Amadan (Hamedan) bölgesine yerlesen ve aslen Türk olan Amadunilerin bir koludur. Bunlarin basindaki kisi bir Ermeni prensi olmayip, 'Ilbegler'i Hamam'dir. Benninghaus, Kirzioglu'nun tarafli yaklasimini elestirerek Grousset'ten aldigi bilgileri çarpittigini, gerçekte Hamam Beyi denilen kisinin köklü bir Ermeni sülalesi olan Amatunilerin prenslerinden biri oldugu üzerinde israrla durmaktadir.'7'
Bazi arastirmacilara göre, Hemsinliler'in atalari oldugu tahmin edilen Partlar, ilk çaglarda büyük bir devlet kurarak Dogu Anadolu ile Hazar Denizi'nin güneyine ve batisina yayilmislardir. M.Ö. 50'li yillardan itibaren Partlarla Romalilar arasinda meydana gelen savaslarda, bölgede yasayan Ermeniler Partlar'in yaninda yer aliyor ve zamanla iki toplum kaynasmaya basliyor. Daha sonraki dönemlerde birçok savasa sahne olan Ermenistan'da Arap döneminde üçü Bagrat, biri de Ardzuruniler soyundan olmak üzere dört krallik kuruluyor. Araplarin baskisina dayanamayan Ermenilerin bir kismi ayaklaniyor ve isyan göçle sonuçlaniyor. Ayaklanmayi baslatan ve göçü yöneten Hamam ve Sapuh Amatuni Beyleri 789-790 yillari arasinda 12 bin Ermeni'yi bugünkü Hemsin topraklarina getiriyor. Bu beyler burada bir kent kuruyor ve buraya kendi isimlerinden esinlenerek 'Hamamasen' adini veriyorlar. Bu ad zamanla Hemsin'e dönüsüyor. Demek oluyor ki Hemsinliler, bu tarihsel senaryoya göre Arap mezaliminden kaçan Ermenilerle Partlar'in karisimi bir halk olarak var oluyor.
Hemsinlilerin Ermeni olduklarina dair genis bir çalismasi bulunan Prof. Levon Haçikyan, Hemsinlileri "Hamsen Ermenileri" olarak adlandiriyor. "Hemsin Gizemi" adli çalismasinda Hemsinlilerin tarihsel yolculugunu anlatiyor Haçikyan: 'Bizans Imparatorlugu'nun kuzeydogu ucundaki Khaldyo'da Ermenistan'dan gerçeklesen dis göç sonucunda olusan Hemsin Ermeni toplumu varligini yüzyillar boyu sürdürmüs olup, Ermeni halkinin siyasal ve kültürel tarihinde hissedilen bir rol oynamistir. 'Bu göçle ilgili Tarihçi Gevond'dan bir yazi aktaran Haçikyan, Hamsen Ermeni Beyligi'nin kurulusunu Yesayi'nin Bas Patrikliginden sonra, Obay-dullah ve Süleyman vastikanlarinin yönetim yillarinda yani 789-790 yillarina dayandirmaktadir. 'Sapuh ve Hamam Amatuniler dis göçün basina geçip Arap isgalcilerin direnisini de ezerek, 12 bini askin tebaalari için Bizans imparatorlugu yönetimi altinda güvenli bir yurt olusturmuslardir. Hamsen adinin ise Hamam Amatuni 'nin adindan geldigi söylenmektedir. ( Bugün Hemsinlilerin büyük bir çogunlugu Ermeni oldugunu reddediyor. Bölgede kullanilan yer adlan (Orsagant, Çeymakçur, SamistaL.gibi) ve gündelik yasantida kullanilan esyalann isimleri-, ne kadar yerlesik bir Ermenice var aslinda. Vartavar, Hodoç gibi Ermeni gelenekleri devam ettiriliyor. Elevit Yaylasi'nda Kilise kalintilari oldugu biliniyor.
Tabii tüm bunlar Hemsinlilerin Ermeni kökenli olduklarini kanitlamaya yetmeyen seyler. Ancak Hemsinlilerin Oguzlar'in bir kolu oldugunu söylemek de pek uygun degil. Hemsinlileri Oguzlara benzetirken, Hemsinlilerin hangi eski Türk gelenegini devam ettirdigini göz önünde bulundurmak gerekir, imparatorunun hastaligina Kaçkar Daglari'nin otlarinda sifa arayan gezgin Kari Koch'un 'Rize Seyahatnamesi' adli eserinde Türk tezinin nasil yüceltilmeye çalisildigi su cümlede sabittir: "Mehmet Bilginin tarihi konak ve evlerin kapilarindaki demir kusaklar Türk sanatini simgeleyen çok mühim eserlerdir. Bu kusaklar koç ve kurt baslarini görüntüleyerek Türklügü haykirirlar! " Bu cümle elbette Kari Koch'a ait degil. Adamcagizin kitabini Almanca'dan çevirmek yetmemis olacak ki bir de kendi tezlerini kitabin sonuna ekleyivermisler. Bu milliyetçi zevat, kendi tezlerini hakli çikarabilmek ugruna Kari Koch'u basamak olarak kullanmaktan imtina etmemisler. Kari Koch demis ki, Ermeni yazarlarin hepsi düzenbazdir, yazdiklari yakilmalidir.(!) Ayrica Çamlihemsin-Hemsin konaklarinin hiç birinde koç-kurt basi görülmemistir. Hemsinlilerin çalgisi olan tulum Yunanistan'da dahi çalinmaktadir. (Onlar tulumun da Orta Asya kökenli oldugunu iddia ediyor). Orta Asya'da tuluma rastlayan varsa beri gelsin...
Yine yolu Kaçkar'in eteklerine düsmüs bir gezgin Neal Ascherson, 'Karadeniz'(9) eserinde su tespitte bulunuyor "Kemalizm ideoloji olarak, Avrupa'da 19. yüzyil sonunda ve 20. yüzyil basinda geçerli olan 'modern' ulusçulugun bazi asiri kavramlarini benimsemis. Homojenlik-Tek dil, tek din, tek Volk güçlü ve bagimsiz devlet olmanin gerekliliklerinden sayilmis. Buradan çok etnili, merkeziyetçi olmayan ve bazi bakimlardan hosgörülü Osmanli Imparatorlugu'nun kör kategori ve ayrimlari kadar bu bilimsel ruha karsit bir yapilanma olmayacagi sonucuna varilmis. Lazlar belki de 250 bine varan sayilariyla kendi kimlikleri konusunda sonsuz bir sakinim içinde ve provokasyondan uzak oldular. Ancak 20 bine varan küçük Hemsinli grubu, özellikle bas egme konusunda zorlayici nedenlere sahipti. Bu grubun üyeleri bilinmeyen bir geçmiste, Müslümanligi kabul etmis Ermeni soyundan geliyor ve halen Ermenice konusmalarina karsin, 80 yil önceki ana Hiristiyan-Ermeni olaylarindan uzak olmuslar..."
Ascherson'un bu konudaki tespitleri dogru olmakla birlikte, yan yana yasayan iki halkin, Hemsinliler ve Lazlarin kendilerini etnik bir kimlik olarak tanimladiklari söylenemez. Böyle bir farkindalik Kürt hareketinde oldugu bir baskaldiri-isyan çizgisine sürüklenir miydi, orasi da meçhul, Ancak ikisi de sadik tebaa artik, bu rahatlikla söylenebilir. Hemsinlilerin Ermeni olup-olmadigi tartismasina gelince: Ben, Hemsinliler'in Ermeni ya da Türk olarak belirlenmesindense, Dogu Karadeniz Daglari'nda gizemli yasanti süren bir halk olarak kalmasini tercih ederim. Önemli olan çok kültürlülükse bunu illa bir yere dayandirmaya gerek yok sanirim.
* Can Ugur Biryol: Ege Üniversitesi Iletisim Fakültesi Gazetecilik Bölümü (CUB/NM)
Notlar:
1- Hemsin kelimesinin alelade bir yer adi olmadigi bellidir. Zira yalniz cografi temelde ele alindiginda dahi, örnegin Çamlihemsin sinirlari içerisinde Hemsinliier ve Lazlar yerlesik iki halk olarak karsimiza çikmaktadir. Hemsinli ve Laz köyleri ayrimi oldukça net bir sekilde yapilabilmektedir. (Erhan G.Ersoy, Birikim, Etnik Kimlik ve Azinliklar, s-139-143, sayi:65)
2- Peter Andrews, Türkiye'de Etnik Gruplar, (181 -184)
3- Michael Meeker 1971 The Black Sea Turks: Some Aspects of The-ir Ethnic and Cultural Background' (S-318-345) Erhan G.Ersoy'dan aktarim: Meeker, Ermenice'nin Dogu Grubu Hemsinlileri arasinda oldukça iyi korunmus oldugunu söylemistir. Hopa Hemsinlilerinin Ermeniceleri'nin Türkiye Ermenileri tarafindan hemen hemen anlasilabilmesine karsilik Hopa Hemsinlilerinin diger Ermenileri hemen hiç anlayamadiklarini söylüyor.
4- Dumezil, G. 1964 (P.Andrews,a.g.e)
5- Erhan G. Ersoy: Alan çalismasi sirasinda tanik olunan sözlü rekabet örnekleri hayli etnosantrik ögeler de içermektedir. Örnegin, 'Lazdan evliya, koyma avluya1 gibi deyisler ilkokul çocuklari arasinda dahi oldukça yaygindir. Hemsinli yetiskinler arasinda Lazlarin medenilik bakimindan kendilerinden asagi olduktan, aralarinda kan davasi gibi barbarliklarin bulundugu, görgüsüz olduklari, eskiden dinsiz veya gayrimüslim olduklari türünden degerlendirmelere sik rastlanmistir. Lazlar da Hemsinlileri kumarbaz, içki içen, Ermeni'den dönme bir halk olarak göstermeye çalisirlar, iki toplum kültürünün çakisma noktalarinda (Tulum esliginde horonlarda) da ciddi rekabetlerle karsilasilir.
6- Günümüzde Hemsinliler (büyük çogunluk) gerçek kökenlerini unutmus gibi görünmekle birlikte, dilden dile aktardiklari söylence ve mitlerinde geçmiste Ermeni bir toplumla akrabalik (soy) iliskilerinin bulundugunu gizlememektedir.
7- Benninghaus, Kirzioglu üzerinde hakli olarak fazlaca duruyor ve bu kisinin temelsiz ve çeliskili savlarinin yörede etkili oldugunu isaret ediyor. Zira bu satirlarin yazan da alan çalismasi 'sirasinda ayni isimle sik olarak karsilasmis, Hemsin tarihi ile ilgili ve yörede nüfuz sahibi kisilerin Kirzioglu'yla yakin iliskileri oldugunu da ögrenmistir ki, bu da oldukça etkili bir propagandanin varligini hissettirmistir. (Erhan G. Ersoy, Birikim, a.g.m)
8- Levon Haçikyan, Hemsin Gizemi
9- Neal Ascherson, Karadeniz

28 Ocak 2009 Çarşamba

maniler


1
Duman dağdan yukari
Girdi taşun altina
Sana yastuk ne lazim
Kolum başun altina

2
Findukluk tutti beni
Tutti kurutti beni
Gurbete giden yarum
Ne tez unutti beni

3
Dere kütuk geturur
Usti köpuk oturur
Acep benum sevduğum
Nerelerde oturur

4
bu dereden aşağa
dalina dur dalina
tanurum sevduğumi
saati sağ kolina

5
açtum kuti kapaği
çözdüm turkinun baği
turkinun binasi yok
desam tükenmesi yok


6
geceleri ay doğar
gündüzin güneş doğar
bu yaylanun düzinde
merakli yarum yanar

7
uçtum kayadan uçtum
yeşil çimene duştum
ne kıymetli kiz idum
kiymetsuz yere duştum

8
saçun endi gozune
yukari tarasana
geldum uzaktan beri
bi tanişluk versana

9
masa ustina tabak
yuvarlaktur yuvarlak
heru qağin dağak e
avanaktur avanak

10
gel çikalum dağlara
dağlar olsun evumuz
her kumardan bir yaprak
olsun kiremidumuz

11
attum peştemalumi
kaldi dallar ustine
biraktun gittun beni
kaldum yollar ustine

12
güneş vurdi yuzume
bak sozume sozume
baba hiç demedun mi
bi sorayim kizume

13
dere bulanuk gider
alabaluk yan gider
çok duşunme sevduğum
yureğune kan gider

14
duman dereler duman oy oy
bolan dereler bolan oy oy
sevdum da eller aldi oy oy
kör olsun sebep olan oy oy

15
inceyim aman aman oy oy
incelukte duramam oy oy
geldi yarum akluma oy oy
işe yurek vuramam oy oy

16
sirt ustinde değirmen
susuz donebilur mi
hay bu benum yureğum
dayma yanabilur mi

17
istanbulun güğümi
kim görmiş gülduğu mi
hangi gavurun kizi
alacak sevduğumi

18
sari çiti sererum
yitirmişim ararum
vazgeçtum diye bilma
rastgelene sorarum

19
yaylalar otli olur
yar sevmek dertli olur
yaylalarda yar sevmek
dayma merakli olur

20
suyi bağladum suyi
bağçedeki naneye
canlarum kurban olsun
sen gibi bir taneye

21
yari koydum gemiye
alti deniz usti gök
yar allaha emanet
tutunacak dali yok

22
dere derini ilen
irmak serini ilen
yurudun mi sevduğum
sabah serini ilen

23
sevdaliyim yanamam
çam dalina konamam
o kadar dertler çektum
bu derde dayanamam

24
duman dağdan oyle gel
yar merakli soyle gel
akşamdan giden yarum
sabah yine boyle gel

25
odundur diye bilme
bağlamadur bağlama
turkidur diye bilma
ağlamadur ağlama

26
finduk çibuği gibi
dalsuz buyudum dalsuz
analar buyutmesun
benum gibi ikbalsuz

27
deniz çalkar çaylari
ben sayarum aylari
hükümet asker etmiş
nazik nazik boylari

28
babamun kizi benim
sandukta bezi benim
selam soyle babama
en dertli kizi benim

29
bu dağun ihtiyaci
elmanun dali gibi
seni benum bilurum
babamun mali gibi

30
karşiki kayalardan
ketum sultan otini
alacağum yarume
yuz liraluk potini

31
derenun değermeni
gene dert aldi beni
artayur eksilmeyir
derdum yeniden yeni

32
baluk tuttum el ilen
tavaladum yağ ilen
nasil gunler geçurdum
dertli ağlamak ilen

33
gemi geliyor gemi
su savura savura
babam beni değişti
para içun gavura


Derleyen: Mahir Özkan

27 Aralık 2008 Cumartesi

Sis




şad kidim şad asoğ um / çok biliyorum çok söyleyeceğim.


serdis yangun hanoğ um / yüreğimde yangın çıkaracağım.


kağetses inadina yar / köylülerin inadına yar.


kezi hede pağçoğ um / seninle kaçacağım.


Bu maniyi okuduğunda bir anda buza kesmişti ortalık. Ama kısa sürmüştü bu durum. Hemen arkasından olağan kahkahasına bırakmıştı yerini hüzün. Daha önce de böyle maniler dinlemişlerdi. Oysa bu defa çok başkaydı. Bu defa gerçekti. Yürektendi. Herkes biliyordu ki laf olsun diye söylenmemişti. Bu bir ilandı. Ama bu açıklıkta anlamaları için yine de bir gün beklemeleri gerekecekti.



Yaylada geceler uzundur. Erkenden hava kararır. Elektrik olmadığı için gece daha bir uzun gelir. Erken yatılır oysa şehirlere göre. Yirmi beş haneli yaylada üç beş haneden gaz lambasının solgun ışığı yayılır geceleri. Erkekler bir evde, kadınlar bir evde, gençler ise kızlı erkekli başka bir evde toplanırlar. İhtiyarlar, geçmişten hikayeler çıkarır bu gecelerde. Gençler geleceğe taşır bu hikayeleri. Gençler, oyunlar oynar, maniler söylerler. Gölgelerini, daracık taş evin duvarlarında dans ettirir gaz lambası. Gölgeleri büyür, koca adamlara benzer duvarda. İşte böyle bir gecede söyledi bu maniyi Guşe.


Guşe yaylanın en güzel kızlarından biriydi. Çoğu kişinin dikkatini çeker olmuştu gelişip serpildikçe. Güzel kızların kaderidir. Güzellik başlarına bela olur. Söz olur. Göze gelir. Başa çıkmak zordur güzellikle. Huzursuz eder anneleri, babaları. Bu yüzden, erkenden baş göz edilir güzel kızlar, hayırlısıyla.


Elçilerin ardı arkası kesilmez olmuştu. Gelen elçilerin hepini geri çeviriyordu Guşe. Gönlünü kaptırmıştı çünkü kendisine elçi gönderemeyecek birine. Guşe bir çobana vurulmuştu; Kürt bir çobana. İçindeki yangın çıkarma isteği bundandı. Kaderine razı gelmeyecekti. İnadı bundandı. Güzelliğinin bedelini ödemek istemiyordu. Hemşinlinin Kürde kız verdiği nerde görülmüştü. Hem hangi Kürt Hemşinlinin evine elçi gönderebilirdi ki. Kim olmayacak duaya amin derdi. Babasının kulağına da gitmişti uğursuz dedikodu. Bir temiz dayak yemişti üstelik bu dedikodular yüzünden. Üstelik babasının telaşıyla gün doğmuştu elçilere. Sormak yoktu artık, ister misin? Diye. Münasip bir talipliye verilecekti Guşe.


Kaderine razı gelmeyecekti. İnadı bundandı. İşte bunun ilanıydı geceyi buza kesen manisinin sahiciliği.


Guşe o gecenin sabahında sürgülü kapıyı sessizce açtı. Adımını attı dışarı. Ayazı içine çekti. Titredi. Hava aydınlanmasına aydınlanmıştı ya, göz gözü görmüyordu yine de. Sis kaplamıştı her yanı. Söz vermişti sevdiğine. Yaylanın düzlüğünün sonunda, Kürt yaylasına inen yokuşun başındaki kayada buluşacaklardı.



Guşe yürüdü, yürüdü, yürüdü. Yol yoktu. Koca bir ovaydı yürüdüğü. Düzlük bitmek bilmedi. Bütün taşlar birbirine benziyordu. Bütün izler birbirine… Sis dağılmak bilmedi. Üstelik yağmur yağmaya başlamıştı. Gün akşama çevirdi yüzünü. Sis dağılmamış ama yağmur dinmişti. Yağmurda sırılsıklam olmuş Guşe, ziyaret tepesini göremiyordu. Hiçbir iz, hiçbir işaret yoktu. Kaybolmuştu.


Bu öyle bir ovadır ki; hava açık olduğunda bile evlerden çok uzaklaşmışsanız, büyük tepelere göre belirleyebilirsiniz ancak yolunuzu. Bunların en bilineni ziyaret tepesidir: Uzaktan bakınca dikdörtgen bir tapınağa benzeyen parça parça koca kayaların yığın oluşturduğu tepe. İnsanlar; çocuk, evlilik, iş dileklerini kayalıklara sunar ve kayalıkların üzerinde uykuya dalarlar. Yanıtlarını, rüyalarına giren müjdecilerinden alırlar.


Ziyaret tepesini görmeden yönünü bulması artık imkansızdı. Yorgun düşmüştü; nereye gittiğini bilmeden yürümekten. Islak vücuduna doğru esen yel dayanılmaz olmuştu. Büyükçe bir kayaya rastladığında yürümekten vazgeçmeye karar verdi. Çöktü dibine kayanın. Kayayı yele siper etti. Tabiatın büyük sessizliğini bozan yalnızca yelin tatlı sesiydi. Guşe göz kapaklarını açık tutmakta zorlanmaya başlamıştı. Uyumamak için direniyordu. Ama nafile. İyici sokuldu kayaya. Kıvrıldı. Başını toprağa koydu. Ağır göz kapakları kapanmaya başladı. Beyaz gece kara geceye dönüştü.


Tam bu sırada bir cıvıldamayla açtı gözlerini Guşe. Karşısında minik bir mavi gerdanlı yayla kuşu vardı. Cıvıldıyordu. Guşe tanıyordu bu sesi. Ötüşündeki ezgiyi biliyordu. Guşe kuşun sesine dikkat kesildi. Yüreğinin derinliklerinden duydu O’ nu:


Duman dağdan yukari


Girdi taşun altina


Sana yastuk ne lazim


Kolum başun altina


Sis dağıldı. Ziyaret tepesi göründü. Ovaya yayılmış, ismini çağıran insanları gördü sonra. Kalktı ve insanlara doğru yürüdü. Sonraki gün yaylanın kızlarıyla birlikte ziyaret tepesine çıktı. Uyudu. Rüyasında bir mavi gerdanlı yayla kuşu gördü.


Mahir Özkan



8 Kasım 2008 Cumartesi

Derlemeler - Bilbilan Yaylası, Ağustos 2008

1

Hayde ertak kednive

Ku darded baştan şada

Ka ku hakut gaban

Baştan erand xada


2

Ka aşune ka ana

Dondzetsan xavağ kağa

Yes kezigi arnoğ çim

İstarsen verver xağa



3

Ka yes meg gov me unim

Godoşvenin vatvetadz

Conçigum ku neşanlu in

Açvenin ture letsvats



4

Tevsine kurşum ontsav

Ternu aşxaras ontsav

Serduz meçu yangunan

Lutsav aşxares lutsav



5

Ağpar intzi vay bana

Sirdes vari gu vari

Kez mezigi inç ağav

Menatsag ayri ayri



6

Da males keşa kala

Yes kavale peyigum

Da tun mita xendasoç

Çaga dağin jemnigum


7

Male hey aa kala

Yes kavale peyim gu

Da tun mita xendasoç

Guşanatskin jemnim gu



8

Tenage liver kides

Livere tenag kides

Postin vaan bargis gu

Doşağn inçina çkides


9

Entinine tsin ku ka

Ka heznoğ es heznoğ es

Hekuts igun yatğin meç(ku kelxud)

İnç elloğa desnoğ es


10

Gov me unim barventsats

Onguçvenin gağletsvats

Conçetsi neşanluid

Açvenin ture letsvats


11

Masti gudila masti

Da yes kezi inç asti

Yale arçevet teyi

Cotan cotan ge asti


12

Ka ku dadin erzevin

Portekalin gedebe

Kağetsez inadina

Kezi arne bedede


13

Aye sevduğum aye

Cutme xavoğ ar aye

Sirdez kezigi kuza

Serdiz vaan yan aye


14

Duman dağdan yukari

Girdi taşun altina

Sana yastuk ne lazim

Kolum başun altina


15

Findukluk tutti beni

Tutti kurutti beni

Gurbete giden yarum

Ne tez unutti beni


16

Dere kütuk geturur

Usti köpuk oturur

Acep benum sevduğum

Nerelerde oturur


Derleyen: Mahir Özkan

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Hemşin Yaylalarından Derlenmiş Maniler

hamşentsi lernoun joğvevats maniner

1

tun cigaa xemes gu
cebid kiprit unista
hayde gases intsigi

donan izin unista

2

aatz qeints unesta
mecit'in tergitsnesta
mecit'in çul vardiqe
ver kaşes u qertasta

3

im terane tsegvetsav
ergu yeek hadig fişağ
tun zat imatser oç ta
hay ardeletsi eşşağ

4

hayde ertag zermağa
ku gove tsenoğ ça ta
istar aye istar ça
soğe nezn egoğ çata

5

meg laustme peçgetsi
paçge uynman ergener
neşanluid conçetsi
kinte uynman ergener

6

çağatsniva kaletser
ku im lazut vaantsguş
ka qezi gesmat çata
cermag laçağ vaatsguş

7

çağes kukar qenatser
tsun eyev nor qenatser
ergu qök gağnets ama
tsiyapone menatser

8

siyoğn elav ergentsav
cermag arcets hednive
yes al aman ergenam
im sevdayin hednive

9

siyoğe gabun ayi
dzevağnitsan qağayi
im sevdan teve qedrets
nesta ax u vax ayi

10

dzove gazyaği tartsav
qezi fitil çvidi ta
im dadin u imoe
bidzi hars me çvidi ta

11

momi kapşin unesta
korqit ağçik unesta
ellim qezi enişta
gağin gagal unesta

12

da Mustafa qezigi
asa mome garkatoğ
garkatoğ u qezigi
compan intsigi katoğ

13

ergu gatsin percu me
xeçetsnoğum arci me
ays igun isa qağaz
pağtsenoğum ağçik me

14

mona madmaned mona
bitun ku more pone
qezi intsi devets (eyed) oç
aspats ku more qola

15

aakage maetsav
entu qağe aetsav
entu qağin ağçenin
dzidzie papeletsav

16

ka saated engoğ a
engoğ u hasviyoğ a
ida susli boydive
vor betemal gungoğ a

17

zurpicine qednive
tez qala gu merale
zurpicine ağçenun
tez perna gu vereme

18

ka aşune ka ana
dondzetsan xavağ qağa
intsi u desnus ana
cutma aveli qağa

19

hayde ertaq siyoğ a
xad gove tsenoğ ça ta
ye xala ku ağçige
zate garqevoğ ça ta

20

ka ku dadin erzevin
giremidin parçenin
merni an ku neşanlun
joğvim anu parçenin

21

ka ku dadin erzevin
şale moliyetsar ta
haba arnoğed intsi
vağe moliyetsar ta

22

ka tun mita xendas oç
arde giyan goviye
inçug yep bededoğez
makriyal id coriye

23

ka tun ture saletser
yes ture saloğ çunim
hakvan asker ertoğum
hedetiyaz loğ çunim

24

ka ku dade donigu
bitun xadulig havqit
ka ku mome haknigu
bitun gargedats vardiq

25

moni nive eloğlum
moni'n mole vatoğum
entiz gonçoğ ağçenun (monçernun)
govu bez tarmanoğum

26

şad qidim şad asoğum
serdis yangun honoğum
qağetses inadina yar
qezi hede pağçoğum (limane nen osnoğum)

27

aakagim tibatsim
ander çamin qednive
lusnika im çaatsim
çançağane qednive

28

otobose giya gu
bitun xadulig cincuğ
ays or im arde egin
bitun garmelig cincuğ

29

ye ma sirdes tsavi gu
alag şalge çi gayim
ye ma ku qerun dayin
obel ene çi gayim

30

ereg inçime desa
xaduliger xadulig
conçetsag neşanluid
bidziliger bidzilig

31

cefukin oğe elag
laşi deeb kaşetsag
conçetsag neşanluid
pada xoxol lemani

32

veyi sarpin oğnive
cincuğveni poin gu
veyi sarpin dağaqe
mezi ama kovin gu

33

as igun hars me peig
babnu mome balli ça
pelafin vaan yağe
soy alata balli ça

34

çax kuka u tatvis gu
havu tsag lemanis gu
da donan u kales na
muhendis lemanis gu

35

da erzevin tezenin
vayi a ta donu a
da yes meme qidana
kravated konu a

36

ağçig ağa manç ağa
medzentsa asker ağa
im dadts intsi tez garkets
ağçenun (mançoun) gaad ağa

37

ka inç ağav qezi gi
inşee kulas kulas
meg neşanlu me unes
memal inçi monkukas

38

erzevar e bayir a
don e dage çayir a
xarat aeg ağçener
garkevuşu dari a

39

ka ku kume ku kum e
cugal ar kala kum e
gove getim gu dei
boğçan ar aye dun e

40

irannive ertal e
çift dingile badats a
as hakvan a imatsi
im neşanlun merats a

41

ye ma tsağe kağetsi
gotecage vov joğva
ye ma intsi garkoğes
inçug aşun e vaa

42

kösteğin cermag yazman
inçag çağ e gabetser
suleymanin im deyi
haydarin a maşetser


Derleyen: Mahir Özkan